۳/۱۳/۱۳۹۰

Avşarlar ve Urmiye Şehirinin Avşarlari

Oğuz Kağan soyundan Bozoklardan olan Yıldız Hanın büyük oğlu Avşarın neslinden gelen en tanınmış Türk boylarından biridir. Avşar boyunun adı, Kaşgarlı Mahmud (XI. yüzyıl) ve Fahreddin Mübarek Şahın (XIII. yüzyıl başı) listelerinde Afşar, Reşidüddin (XIV. yüzyıl başı) ile ona dayanan Yazıcıoğlu (XV. yüzyıl) ve Ebul-Gazi (XVII. yüzyıl) listelerinde de Avşar şeklinde geçer. Moğol istilâsından önceki vekâyinâmelerde Kaşgarlı ve Fahreddin Mübarek Şahı teyiden Afşar şekline rastlanmaktadır. XIV.-XVII. yüzyıllarda Anadoluda her ikisi de görülmekle beraber Avşar şekli çok daha yaygındır. İran kaynaklarında bu boyun adı XVI. yüzyıldan itibaren sadece Afşar şeklinde yazılmaktadır. Bugün İranda bu boya mensup oymaklar ve köylüler de boylarının adını aynı şekilde, yani Afşar; olarak söylemektedirler.
Kaşgarlı ve Reşidüddin diğer Oğuz boyları gibi, Avşarların da damgalarını vermişlerdir. Bundan başka Reşidüddin, Avşarların kendilerine en yakın diğer üç boy Kızık, Beğdilli, Karkın ile ortak olan totemlerinin tavşancıl, şölenlerdeki (toy) ülüşlerinin (koyunun yemeleri için törece kendilerine tahsis edilmiş kısmı) sağ umaca (kısım) olduğunu bildirmiştir. Yine aynı müellife göre Avşarın manası: çevik, vahşi hayvan avına hevesli;, Ebul-Gazi Hana göre ise işini çabuk gören; demektir.
Oğuzların İslamiyetten önceki tarihlerine dair rivayetlerde, Reşidüddine göre hükümdar sülalesi çıkarmış Kayı, Eymür, Yazır ve Beydilli gibi, beş boydan birinin de Avşar olduğu bildirilir. Oğuz Kağan soyundan gelen yirmi dört Oğuz boyundan pek azı tarih kaynaklarında yankılar bırakabilmişlerdir ki, bunlardan biri de Avşarlardır. Avşarlar, Dede Korkut destanlarında geçen Türkistanda, Oğuz Eli diye bilinen Sır-Derya bölgesinde yaşarlardı. Avşarlar diğer Oğuz boylarıyla birlikte Orta Asyadan göç ederek Anadolunun çeşitli yerlerine, bu arada İran, Irak, Suriye, Afganistan ve Azerbaycana yayılmışlardır. Büyük göçle birlikte Huzistan-Horasan yoluyla Anadoluya, Irak ve Suriyeye gelmişlerdir.
Avşarlar, diğer Oğuz boyları gibi, X. yüzyıldan itibaren Türkistan sahasında Müslümanlığı kabul etmişlerdir. Türk tarihinde; Musul Atabeyliği (1127-1262), Huzistan Afşar Beyliği (1155-1195), Karaman-Oğulları Devleti (1250-1487), Germiyan-Oğulları (1260-1431), Dulkadır-Oğulları Devleti (1337-1515), Sevindik Han Afşar Beyliği (1482-1535), Nadir Şah ve İranda Afşar İmparatorluğu (1736-1804) gibi, devletler ve beylikler kurmuşlardır. Bunlardan başka, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Ramazanoğlu, Safevîler gibi, Türk devletlerinde en etkili Türk unsuru olmuşlardır. Ayrıca Avşarlar, Halep Türkmanleri, Danişmendli Türkmanleri, Boz-Ulus Türkmanleri, Yeni İl Türkmanleri, Musul Türkmanleri gibi, toplulukların arasında yer almışlardır.
Türkiye Selçukluları devleti Moğol istilâsı ile XIII. yüzyılda yıkılmıştı. XV. ve XVI. yüzyıl Osmanlı Tahrir defterlerinde Avşarlara ait pek çok yer adı görülmektedir. Bu yer adlarından anlaşıldığına göre Avşarlar, Anadoluda Kayılardan sonra ikinci sırada yer almaktadır. Bu da Avşarların Anadolunun bir Türk yurdu haline gelmesinde Kayı ve Kınıklar gibi, birinci derecede rol oynadıklarını kesin bir şekilde göstermektedir. Tarihçi Yazıcıoğluna göre Karaman-Oğulları, Avşar boyuna mensuptur. Anadoluda Avşar adlı halâ yüzlerce yer adı bulunmaktadır.
1243 tarihinde cereyan eden Kösedağ savaşından sonra Moğol hakimiyetinin Anadoluya yayılması üzerine, Anadoludan Suriyeye 40.000 çadır Türkman göç etmişti. Bu Türkmanler, özellikle Kuzey Suriyede pek yoğun bir topluluk teşkil etmişler ve pek geniş bir saha içindeki siyasi hadiselere, göçlere ve parçalanmalara rağmen Bozok ve Üçok şeklindeki eski il teşkilatlarını da korumuşlardı. Daha ziyade Halep, Antep ve Antakya bölgelerinde yaşayan bu Türkmanlerin Bozok kolunu meydana getiren boyların başında Avşarlar geliyordu.
Türkiyede ve İrandaki Avşar oymaklarının, Orta ve Batı Anadoludaki bazı küçük oymaklar müstesna olmak üzere, hepsi bu ana koldan ayrılmışlardır. Ayrıca, Dulkadırlı eli arasında İmanlu Avşarı adlı önemli bir Avşar kolu olduğu gibi, Kozan yöresinde de kuvvetli bir Avşar kolu vardı. Kuzey Suriye Avşarları ise, başlıca üç aile tarafından idare edilmiştir. Bu aileler; Köpek oğulları, Gündüz oğulları ve Kut Beyi oğulları idiler. Bu ailelerden Köpek oğullarının Antep bölgesinde, Gündüz oğullarının Amik ovasında, Kut Beyi oğullarının da Halep bölgesinde yaşadıkları anlaşılmaktadır.
Halep Türkmanleri: Akkoyunlu ve Safevî devletlerinin Türk göçebe teşekküllere dayanması dolayısıyla, Anadoludan İrana göç eden Türkman toplulukları arasında Avşarlar da vardı. Ancak yine de XVI. ve XVII. yüzyıllarda Anadoluda Avşarların yoğun bir şekilde Halep Türkmanleri içinde bulunduğu bilinmektedir. XVI. yüzyılın ilk yarısında yapılan tahrirde Halep Türkmanleri arasında Köpekli Avşarı ve Gündüzlü Avşarı boyları ile müstakil bir Avşar oymağı görülmektedir.
XVI. yüzyılın ikinci yarısında ise, özellikle oymakların başlarındaki eski bey ailelerinin ortadan kalktığı görülmektedir. Bunun sonucu oymakların başındaki bey ailelerinin yerlerini obaları idare eden ve ağa; unvanını taşıyan Kethüda aileleri almıştır. Nitekim 1581 yılında Avşarların başında Recep, Bahri ve Küçük Minnet adlı kethüdalar bulunuyordu. Bunlarda Recep-Oğulları öyle bir nüfuz ve kudrete sahip olmuşlardı ki, XVII. yüzyılda Avşarlar çok defa Receblü Avşarı adıyla tanınmışlardır. Bu Avşarların daha XVI. yüzyılın ikinci yarısında Zamantı Irmağı boylarında yaylaya çıktıkları da bilinmektedir. Avşarlar 1687 yılında Avusturyaya yapılan sefere çağrıldıkları gibi, Recep-Oğulları ile diğer bey ve kethüdaların idaresinde 1690 yılındaki sefere de katılmışlardır.
Dulkadırlı Avşarları: Dulkadırlı eli arasındaki Avşarlar aslında Kuzey Suriye Avşarlarının bir kolu olup Kahramanmaraş, Kadirli (Kars), Yeni İl (Sivas) ve hatta Bozok (Yozgat) bölgelerinde dağılmış bir halde bulunuyorlardı. Bu Avşarların en önemli kolu İmanlu Avşarı olup, Maraş bölgesinde yaşamakta idi. XVI. yüzyılın birinci yasında İmanlu Avşarının yirmi yedi obadan meydana geldiği görülmektedir. Bu obalardan bir kısmı Suriyede kışlamakta ve Maraşın muhtelif yerlerinde de yaylamakta idi. XVI. yüzyılın ikinci yarısında İmanlu Avşarı obalarının çoğu yaylak veya kışlaklarında ve Antep çevresindeki birçok köylerde yerleşerek göçebe hayatı terk etmişti.
Yeni İl Avşarları: Sivas;Gürün arasında yaşayan ve Yeni İl adı verilen Türkman topluluğundaki Avşarlardan üç oba (Boynu Kısalu, Delüler, Sekiz) Köpeklü Avşarına, diğerleri de (Bidil Avşarı, Tâifî Avşarı, Kızıl Süleymanlı) İmanlu Avşarına mensup bulunuyorlardı. Bunlardan Bidil Avşarı Yeni İlin çözülmesi üzerine batıya göç etmiş ve Ankaranın Bâlâ kazası içinde yurt tutmuştur. Ankaranın Mugan gölü yakınlardaki bir yer bu oymağın adını taşımaktadır.
Kozan (Sis) Avşarları: Yavuz Sultan Selim zamanında, 1519 yılında Kozan yöresindeki Avşar kolu yirmi sekiz obaya ayrılmıştı. Bunlardan birkaçı müstesna diğerlerinin çeşitli yerlerde çiftçilik yaptıkları görülmektedir. Kozan (Sis) Avşarlarının buraya 1375 yılındaki Memlük fethi sonucunda Suriyedeki ana Avşar topluluğundan gelmişlerdir. Çünkü Çukurovanın fethine Memlük ordusu yanında Bozoklu ve Üçoklu Türkmanleri de katılmışlardı. Fakat bu Avşarları, XVIII. yüzyıldan itibaren Halep bölgesine gitmeyip Çukurovada kışlamaya başlayan ve Zamantı Irmağı kıyılarında yaylayan Avşarlar ile karıştırmamalıdır. Bu sonuncular, daha sonraki yüzyıllarda yaşamış Halep Türkmanleri Avşarlarıdır.
XVIII. ve XIX. Yüzyıllarda Anadoluda ve İranda Avşarlar: Ana boyun asıl kalıntısı olan Halep Türkmanleri Avşarlarının torunları çeşitli olaylara rağmen 1865te Fırka-i Islâhiyye gelinceye kadar güçlü bir oymak olarak Anadoluda varlıklarını sürdürmüşlerdir. 1691de Rakka bölgesine iskânı emredilen Türkmanler arasında bazı Avşar oymakları da vardı. Bunlar, Boz Ulusun eski yurdunda kalan kısmına bağlı Avşarlar ile Yeni İle mensup Avşar oymaklarıydı. Rakka bölgesinde sonraları Avşar Bucağı denilen yerin bunların yerleştikleri yöre olduğu bilinmektedir. Halep Türkmanleri Avşarları ise Recebelü Avşarı, Kara Gündüzlü Avşarı, Bahrili Avşarı ve diğerleri olmak üzere dört beş oymağa ayrılmıştı.
Avşarlar XVIII. yüzyıldan itibaren kışlak olarak Halep yerine Çukurovaya gitmeye başlamıştı. Bunların Çukurovadaki kışlakları Ceyhan kıyılarında idi. Osmanlı Devletini, Zamantı Irmağı kıyılarında yerleşeceklerine inandırmış olmalarına rağmen yerleşmek şöyle dursun sık sık komşu oymak ve köylerin hayvanlarını sürmüşler, bazen da tüccar kafilelerini basmışlardı. Nitekim bu yüzden 1703 yılında Rakkaya sürüldülerse de fazla kalmayıp oradan Çukurova, Kayseri, Elbistan, Maraş yöresinde baskın ve yağmalara devam ettiler. Avşarlar 1856 yılında tekrar yerleştirilmeye çalışıldı ise de yine başarı sağlanamadı.
İranda Afşar Nadir Şahın Kırklu Oymağı, Eberlü veya Gündüzlü Afşarlarından meydana çıkmıştır. XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında, yani Nadir Şahın İranda siyasi sahnede görünmek üzere bulunduğu sırada Urmiye gölünün batısında Selmas ile Uşniye arasında bulunan Urumiye şehri ve bölgesi, Avşarların kalabalık bir halde yaşadıkları yurtlarından biri idi. Burada ilk defa İmanlu Avşarı yurt tutmuştu. Urmiye Avşarlarının diğer oymakları Gündüzlü ve Araşlu Avşarlarıdır. Bunlar da buraya Kûh-ı Gîlûyadan gelmişlerdi. Urmiye Avşarlarının tarihi, geçen yüzyılın ikinci yarısında Avşarın Mahmutlu oymağı Boybeyi ailesinden Mirza Reşid tarafından yazılmıştır.
Hamse Avşarları, Hamse, Kazvin ile Zencan arasındaki idarî bölgede yaşamışlardır. Bu idarî bölgenin merkezi de Zencan şehri idi. Altı bölük kazadan meydana gelen bu idarî bölgede Avşarlar, bilhassa Kazvinin güneybatısındaki yöreden başlayıp, Sayınkale ve Sultaniyeye kadar uzanan yerlerde ve kuzeydeki Yukarı Tarum ve Aşağı Tarumda ve hatta Halhal çevresinde yoğun bir şekilde yaşamaktaydılar. Bunlara genellikle Hamselü Avşarı denilirdi. XVIII. yüzyıla ait kaynaklardan, burayı idare eden Avşar beyleri de Hamselü, Tarumî ve Halhalî lakapları ile anılırlardı. Hamse Avşarlarının çoğunun Eberlü oymağından olduğu bilinmektedir.
Horasan Avşarları ise, Şah Tahmasb devrinde Horasanda Heratın güneydeki Esfüzar bölgesi ile Sistandaki Ferah bölgesi, Avşar beyleri tarafından idare edilmişti. Asıl Horasan Avşarları, Şah Abbasın (1587-1628) Kûh-ı Gîlûyadan Ebîverd sınır bölgesine sürdüğü Gündüzlü ve Araşlu oymaklarına mensup obalar idi. Anlaşıldığına göre Nadir Şahın adını duyurduğu günlerde bu adlar ortadan kalkmış ve onların yerini Köse Ahmedlü ve Kırklu almıştır. Nadir Şahın da bunlardan Kırklu obasından olduğu bilinmektedir. Bu kalabalık Avşar topluluklarından başka Huzistanda (Gündüzlüden) Kûh-ı Gîlûyada ve Farsta Kâzerûn bölgesinde çok daha az nüfuslu Avşar oymakları vardı. XVIII. yüzyılın ilk çeyreğindeki İran Avşarlarıın dağılışına ait bu tablonun pek değişikliğe uğramadan zamanımıza kadar devam ettiği söylenebilir.
Son Dönemde Avşarlar: Osmanlı Devleti Çukurovada yüzyıllardır süren bunalımı sona erdirmek ve bölgedeki konar-göçer Türkmanleri yerleşik hayata geçirmek, burada önemli bir güç haline gelen derebeyleri ve özellikle Avşarların güç ve destek verdiği Kozan-Oğullarını yıkıp merkezi idareye bağlamak istiyordu. Yüzyıllardır boş ve harap araziyi tarıma açmak ve bölgeyi şenlendirmek için Fırka-i Islâhiyye adıyla bir askeri güç ve birlik oluşturmuştu. Bu harekâtın başına askerî işlerden sorumlu Derviş Paşa ve idarî işlerden sorumlu olarak Ahmet Cevdet Paşa görevlendirilmişti. Bu harekât Ahmet Cevdet Paşanın Mâruzât; adlı eserinde ayrıntılı olarak anlatılmış olup, Yusuf Halaçoğlu tarafından günümüz Türkçesine çevrilmiş ve yayınlanmıştır.
Nihayet İstanbuldan 1865 yılında Çukurovaya gönderilen Fırka-i Islâhiyye, onları kışlak veya yaylaklarından birinde yerleşmeye mecbur bırakınca, Avşarlar yaylaklarında yerleşmek istediklerini bildirdiler. Fakat bu sırada yaylaklarına Kafkas muhacirleri yerleştirildiği için pek verimsiz topraklarda yerleşmek zorunda bırakıldılar. 1865te Avşarlar Kayserinin Pınarbaşı, Tomarza, Sarız kazalarıyla bunlara bağlı yetmişten fazla köye yerleşmiş olup eski oymak teşkilâtlarını henüz unutmuş değildirler. Bugün söz konusu bölgelerde yüzden fazla Avşar köyü mevcuttur.
Avşarların acı ve üzüntülerini ağıt ve bozlak şeklindeki ezgilerle dile getirdikleri bilinmektedir. Bozlak, Avşarlar tarafından söylemekte olan ve onların mûsiki hayatlarına son derece hâkim olmuş, kahramanlık maceralarını anlatan türküleridir. Onların adını taşıyan bir Avşar bozlağı, özellikle Yozgat ve Kırşehir yörelerinde okunur. Avşar beyleri; türküsü ise Burdur, Antalya, Denizli ve Muğla bölgesinin en sevilen türkülerinden biri olarak söylenir. Avşar zeybeği; aynı yörelerde, Avşar halayı; ise Kırşehir, Yozgat ve Keskin yörelerinde oynanmaktadır. Avşarlar, büyük Türkman şairi Dadaloğlunun da Avşar boyundan olduğunu bilirler ve Dadaloğlu hikayesi, Avşarlar arasında türkü ve bozlaklarıyla söylenir olmuştur.
1865te Fırka-i Islâhiyye harekâtı sırasında Avşarlar; Çukurova, Halep, Sivas, Malatya, Hatay, Kayseri, Pınarbaşı, Tomarza, Sarız, Uzun Yayla, Adana, Maraş, Osmaniye, Develi, Afşin, Elbistan, Kozan, Bozok (Yozgat) bölgeleri ve çeşitli yaylaklara yayılmışlardı. Bu konu Adnan Menderes Kayanın Avşar Türkmanleri; adlı eserinde ayrıntılı olarak verilmiştir.
Bu süreçte Avşarların bir kısmı şehirlere yerleşirken, bir kısmı da yaşamlarını konar-göçer olarak yaylaklarda sürdürmüşlerdir. Türk kültürüne uygun olarak hayvancılık, yaylacılık, binicilik, dokumacılık, çiftçilik, avcılık gibi, uğraşlar ile diğer göçebe Türkmanler gibi, yaşamaya devam etmişlerdir. Örf ve adetlerine bağlılıklarını uzun müddet koruyabilmişlerdir.
XIX. yüzyıl boyunca, Çukurova, Amik ovası, Binboğa dağları, Erciyes, Uzun Yayla, Sivas ve Malatyaya kadar uzanan bölgelerde konar-göçer biçimde yaşayan Avşar toplulukları, 1865 yılında, bugünkü Kayserinin Pınarbaşı, Sarız ve Tomarza taraflarına ve Adananın Tufanbeyli havalisine zorunlu olarak iskan edilmişlerdir. Avşarların bir kısmı da bu iskan sırasında, daha önce yaşadıkları yerlere yerleşmişlerdir. Bugün söz konusu bölgede Avşarlar; Adana, Kozan, Kadirli, Tufanbeyli, Elbistan, Afşin, Maraş, Göksun, Andırın, Geben, Kayseri, Pınarbaşı, Tomarza, Develi, Sarız, Gürün, Yozgat vb. yerlerde, XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra yerleşik hayata geçmiş olarak yaşamaktadırlar.
KAYNAKÇA:
Faruk Sümer, Avşar;, İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., İstanbul, 1991, C. IV, ss. 160-166; F. Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilâtı-Destanları, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul, 1999, ss. 270-300; F. Sümer, Safevî Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, TTK Yay., Ankara, 1992, ss. 15-203; Ahmet Zengi Özdemir, Avşarlar ve Dadaloğlu, Ürün Yay., Ankara, 2007, ss. 37-40 ve ss. 415-437; Adnan Menderes Kaya, (Bakınız) Avşar Türkmenleri, Geçit Yay., Kayseri, 2004, ss. 24-250; Ahmet Refik Altınay, Anadoluda Türk Aşiretleri, Enderun Yay., İstanbul, 1989, s. 82 vd.; Ahmet Cevdet Paşa, Mâruzât, Hazırlayan Yusuf Halaçoğlu, Çağrı Yay., İstanbul, 1980, ss. 1-241; Mustafa Keskin, Kayseri Yöresindeki Aşiretlerin İskanı Hakkında;, I. KAYTAM Sempozyumu Bildirileri, Kayseri, 1997; Emir Kalkan, Kayseri ve Yöresi Ağıtları, Kültür Müdürlüğü Yay., Kayseri, 1992, ss.1-245; Tufan Gündüz, Anadoluda Türkmen Aşiretleri (Bozulus Türkmenleri 1540-1640), Ankara, 1997, ss. 9-165; Tahir Kutsi, Dadaloğlu, Toker Yay., ss. 7-188; Oktay Mert, Dadaloğlu Bütün Şiirleri, Bem Koza Yay., Ankara, 1997, ss. 5-132; Ahmet Zengi Özdemir, Öyküleriyle Ağıtlar, C. I-II, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 2001-2002; Yusuf Halaçoğlu, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğunun İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, TTK Yay., Ankara, 1991, ss. 11-144; Erdoğan Merçil, Müslüman Türk Devletleri Tarihi, TTK Yay., Ankara, 1993; Refet Yinanç, Dulkadir Beyliği, TTK Yay., Ankara 1989.
Prof. Dr. Remzi KILIÇ
email: kilicremzi@gmail.com

۳/۰۱/۱۳۹۰

Kâf-i Türkî, Nun-i Ğünnә, Sağır N, Gәniz N, Kәf-i Nun, Kâf-î Nun, Nazal N

Mehran Baharli - Türkcәdә üç nazal sәs vardır: Mm, Nn, Ññ. Kâf-i Türkî, Nun-i Ğünnә, sağır N, Gәniz N, Kәf-i nun, Kâf-î nun, Nazal N adlandırılan Ññ sәsi burunun dәrinliklәrindә gәniz yaxınlarından, burun vә ağız boşluğunun arxa bölümündәn çıxardılan, N, G vә Ğ bilәşgәsindәn oluşan bir sәsdir.
Ññ sәsi Türkcәnin әn әski çağlarından bu dildә var olan bir sәsdir. Bu sәs, bayrı (әn әski) vә әski Türkcәyә әk olaraq, Sümer kimi prototürk olduğu savlanan (iddia edilәn) dillәrdә, habelә Türk görkül (әdәbi) vә köklәşik (kilasik) bәtiklәrdә (mәtinlәrdә) var olmuşdur.
Ññ sәsinin uğradığı dәyişimlәr
Çağdaş Türkiyә Türkçesindә gәniz Ñ sәsi aşağıdakı dәyişimlәrә uğramışdır:
G`yә: Öñ -> Ög (bir sıra lәhcәlәrdә)
M`yә: Qoñşu -> Komşu, Doñuz -> Domuz, Köyñәk -> Gömlek, Oñurqa -> Omurga
……

Güney Azәrbaycan vә İranda gәniz Ñ sәsi aşağıdakı dәyişimlәrә uğramışdır:
N`yә: Yüñ -> Yün, Hañısı -> Hansı (Hañısı -> Hanısı -> Hansı), Dәñ -> Tәn, Kәñәş -> Gәnәş
Ğ`yә: Doñuz -> Doğuz (Tәbriz), Bañırmaq -> Bağırmaq, Moñul -> Moğul, Toñuç -> Doğuş
Q`yә: Yalıñız -> Yalqız
Nq`yә: Qaranquluq, Anqırmaq
Y`yә: Köñül -> Göyül, Gәlirәñ -> Gәlirәy, Añlamaz -> Aynәmәz (Әzәndәriyan, Hәmәdan, Güney Azәrbaycan)
M`yә: Süñük -> Sümük
V`yә: Başıña -> Başıva (Tәbriz, Kәrkük, Van)
Bir sıra yerlәrdә isә Ñ sәsi bütünüylә düşmüşdür: Soñra -> Sora, Tañrı -> Tarı, Gәldiñiz -> Gәldiz, Atañız -> Ataz, Sañkı -> Sakı (sankı), Әliñiz -> Әliz, Diliñiz -> Diliz, Sıñarı -> Sarı (Sıñarı -> Sañarı -> Sañrı -> Sanrı -> Sarı. (–i, yiyәlik son әkidir).
Bә`zi durumlarda hәr iki biçim qorunmaqda vә işlәdilmәkdәdir: Yeni (yazı dilindә) - Yeñi (ağızlarda), Yalnız – Yalqız, Donquz-Doğuz, ….
Bә`zi durumlarda sağır Ñ`yә sâhib olan bir kök, türәvlәrdә iki ayrı dәyişikliyә uğramışdır. Örnәyin Bañ kökündәn çağdaş dilimizdә Ban vә Bağırmaq sözlәri törәmişdir. (Bañırmaq -> Bağırmaq)
Sağır Ñ, çağdaş Türkcәnin tәmәl sәslәrindәn biridir
Bu sәs Türkiyәdә İç Anadolu bölgәsinin gәnәlindә, yaxlaşıq bütün batı lәhcәlәrindә, güney batı Anadoluda, Istanbul bölgәsindә qorunmuş vә sıxlıqla qullanılan bir sәsdir (Adana, Kayseri, Kırşehir, Kütahya, Nevşehir, Niğde dolaylarında). Antalya vә Göller çevrәsi şivәsinin isә tәmәl daşlarından biridir.
Gәniz Ñ sәsi Azәrbaycan vә İranda şәhәrlәrin bir çoxunda unutulmuşdur. Ancaq buna qarşın Türkcәnin bir çox çağdaş lәhcәsindә özәlliklә kәndlilәr, oymaqlar vә yaşlılar arasında işlәkdir. Bu sәsin var olduğu bölgәlәrdәn Quzey Azәrbaycanın Qazax, Qarabağ, Gәncә, Ayrım, Nuxa, Zaqatala, Qax, …., Güney Azәrbaycanın Sava, Sulduz, …. İranın güneyindә Qaşqay, Xorasanın Sәri vilayәt, Bam sәfiabad, Cölgәrux, Gәrivan, Bocnurd, Cüveyn çağata, …. Bölgәlәridir.
Örnәyin Güney Azәrbaycanın Sava bölgәsindә Yüñ (Yün), Öñ (Ön), Bәñzәmәk (Bәnzәmәk), Geñ (Gәn), … olaraq söylәnir. Xorasan vә Qaşqay ağız vә lәhcәlәrindә gәniz Ñ sәsi fe`l әklәrindә vardır. Örnәyin Aldıñ (Aldın).
Dilimizin bir çox lәhcәsindә sağır Ñ sәsi dil bilgisinin tәmәl daşlarındandır. Örnәyin:
1-İkinci şәxs yiyәlik әki almış kәlmәlәrin yönәlmә halı (Urmu, Azәrbaycanın batı bölgәsindә bir çox yerdә, Türkiyәdә Qars, Tәrәkәmә, Ordu): Eviyәñ (Evinә anlamında), Qapıyañ (Qapına anlamında), Әliyәñ (Әlinә anlamında), Yanıyañ (yanına anlamında)
2-İkinci şәxs yiyәlik әki almış kәlmәlәrin yüklәnmә halı (Urmiye, Azәrbaycanın batı bölgәsindә bir çox yerdә, Türkiyәdә Qars, Tәrәkәmә, Ordu): Eviyiñ (Evini anlamında), Әliyiñ (Әlini anlamında), Qapıyıñ (Qapını anlamında)
Gәniz Ñ sәsi Azәrbaycan Türkcәsi ilә Türkiyә Türkçesindәn başqa bir çox Türkül (Turkic) dilindә (Türkmәncә, Tatarca, Özbәkçә, ….) vә Qibris Türkçesindә varlığını sürdürәn bir sәsdir.
Kâf-i Türkî vәya gәniz Ñ, әski Türkcәdәn Farscaya geçmiş bir çox kәlmәdә qorunmuşdur. Örnәyin بانگ (çağdaş Türkcәdә Ban, Bañırmaq-Bağırmaq), كنگاش (çağdaş Türkcәdә Gәnәş), درنگ  (Dirәnmәk fe`lindәn),  سنگر (Sәngimәk fe`lindәn), خدنگ, تنخواه  (Taña), دانگ, …
Ññ vә yeni Türk latın әlifbamız
Gәniz Ñ sәsi Orxun әlifbasında özәl bir hәrflә göstәrilmişdir. Türkcәnin yazılması üçün qullanılan Uyqur vә Bırahmi yazılarında da bu sәs, N sәsini göstәrәn hәrfdәn ayrı olaraq göstәrilirdi. Sağır Ñ sәsi Әrәb kökәnli әlifbada çeşitli dönәmlәrdә نگ نق نك vә bә`zәn dә üç nüqtәli ڭ ilә göstәrilmişdir. Çağdaş Әrәb kökәnli Türk abecesindә isә نگ-نق biçimindә göstәrilir.
Yirminci yüzilin başlarında Quzey Azәrbaycanda qәbul olunan latın әlifbasında bu sәs göz önündә bulundurulmuş vә özәl bir işarәtlә әlifbaya dâxil edilmişdi. Necә ki Musavat dönәmi vә sonrasında 1922dә Yeni Türk Әlifba Ķomitәsinin qәbul etdiyi Türk latın abecesindә Sağır Nun adı ilә dә öz yerini almış vә (ᶇ) işarәti ilә göstәrilmişdir. 1927dә Bakıda yapılan ilk Türkoloji qurultayında qurulan Türk Әlifbası Mәrkәz Ķomitәsincә mәnimsәnәn ortaq Türk әlifbasında da (Birlәşdirilmiş Yeni Türk Әlifbası) sağır vәya gәniz Ñ sәsi özәl bir hәrflә (ᶇ) göstәrilmişdi (baxınız bu yazıdakı görütlәrә).
Ancaq çağdaş Türkcәdә var olmasına qarşın, bugün Türkiyә vә Azәrbaycan cumhuriyәtlәrinin latın әlifbaları ilә әdәbi vә yazılı dillәrindә sağır vәya gәniz Ñ sәsinә yer verilmәyip, ona yalnız lәhcә vә ağızlarda yaşama haqqı tanınmışdır.
Türkiyәdә Hәrf devrimindәn sonar gәniz Ñ`si gәrәksiz görülәrәk yeni Türk alfabe vә yazılı dilinә alınmamış vә qullanılmasına son verilmişdir. Onda sonna da illәr boyu öksüz vә ögey muamilәsi görmüşdür.
Sağır vәya gәniz Ññ sәsinin latın әlifbasında göstәrilmәsinin yararları
Azәrbaycan vә Türkiyә budunclarının (cumhuriyәtlәrinin) latın abecәlәri, Güneydә gözü qapalı qәbul edilmәmәli, bu iki ölkәnin deneyimlәrindәn yararlanaraq, İran vә Güney Azәrbaycan Türklüyünә daha düzgün, daha mәntiqli vә daha әksiksiz bir abece düzәnlәnip yaradılmalıdır. Oluşdurulduqdan sonra da Güney Azәrbaycan vә İran Türklәrinin latın abecesi sürәkli olaraq gözdәn geçirilmәli vә yalnız Türk dilinin özәllik vә gәrәksinimlәri tәmәlindә gәlişdirilmәlidir. Oysa Türkiyәdә vә Azәrbaycanda uzun sürә öncә latın abecesinә geçilmәyә rәğmәn, qәbul edilәn alfabelәr Türkcәnin fonetik gәrәksinimlәrini tam olaraq qarşılayabilmәmişdir.
Mәncә dilimizdә var olan sağır vәya gәniz Ñ sәsinin latın әlifbasında göstәrilmәsi bir neçә açıdan yararlı hәtta gәrәklidir:
1-Sağır Ñ sәsi bölgәmizdә Türklәrә özgü bir sәsdir vә örnәyin qonşu İranic (Îrânî) dillәrin heç birindә bulunmaz (Bu sәsin Hәmәdan Farscası kimi Farscanın bir sıra ağızlarında bulunması, Türkcә etgisindәndir). Bu sәsin bugün dә dilimizdә var olması, bizim Türk olduğumuzu danan Fars devlәti vә paniranistlәtә qarşı sunabilәcәyimiz, dilimiz vә xalqımızın (budunumuzun) bayrı vә әski Türkcә ilә Türklәrә bağlı olduğunun әn sağlam qanıtlarından biridir. Bu sәsin әlifbamıza alınmasının Türk xalqını Fars vә İrânî soy-geçmişdәn ayrışdıran bir işlәvi vardır.
2-Sağır Ñ sәsi bu sәsә sâhib olan әn әski vә әski Türkcә bәtiklәrin (mәtinlәrin) yazıp oxunmasını qolaylaşdırdığı kimi dәqiqlәşdirәr.
3-Sağır Ñ sәsinin Türk latın әlifbasında özәl bir hәrflә göstәrilmәsi Türk dilinin İran vә Azәrbaycandakı çağdaş lәhcәlәrindә (Sava, Sulduz, Qaşqay, Xorasan, Quzey Azәrbaycan, ….) yaranan vә yaranmaqda olan görkül (әdәbi), köklәşik (kilasik) vә folklor yapıtlarının sәbt vә oxunuşunu qolaylaşdırmaq (asanlaşdırmaq) vә irimlәşdirmәk (dәqiqlәşdirmәk) kimi işlәvlәri vardır.
4-Oluşdurulacaq yeni latın abece, Azәrbaycan Türklәrinin bütün altquruplarını- İranın quzey batısı (Güney Azәrbaycan), İranın güneyi (Qaşqayurd), İranın quzey doğusu (Afşaryurd) vә Iraq Türkman ucqarobamızı (diyasporamızı) qapsayacaq biçimdә tasarlanıp düzәnlәnmәlidir. Onların ehtiyaclarını göz önündә bulundurmalı vә daha da önәmlisi onların qatqısı ilә, onlarla birgә oluşdurulup gәlişdirilmәlidir. Ancaq indiyәcәn bu önәmli qonuya gәrәkәn özәn göstәrilmәmişdir. Bu açıdan, Qaşqay ucqarobamızın gәnclәrinin mәnimsәdiklәri öz latın әlifbalarına aldıqları vә özәl bir hәrflә (Engma Ŋŋ) ilә göstәrdiklәri sağır Ñ sәsinin eynәn Azәrbaycan latın әlifbasında da alınması vә göstәrilmәsi yaşamsal önәmә sâhibdir. Bu yapılmaz isә, Türk xalqının milli birliyi zәrәr group, xalqımızın iki әlifbalı ayrı etnik quruplara bölüşmәsi tәhlikәsi doğar.
5-Bә`zi şәxslәr dilimizә yeni bir sәsin artırılmanısa qarşı olduqlarını söylәyirlәr. Ancaq burada kimsә dilimizә hәtta әdәbi vә ölçün (me`yar) Türkcәyә yeni bir sәs artırılmasını istәmir. Çünkü sağır Ñ sәsi zâtәn bugün dә dilimizdә vardır. Burada istәnilәn şey, dilimizdә var olan bir sәsin әlifbamızda da özәl bir işarәtlә göstәrilmәsidir. Amac, әski mәtinlәr, lәhcә vә ağızlarda yaradılan әsәr vә mәlzәmәni sәbt edәrkәn bunlarda gәrәkli olduğu durumlarda işlәdilәn Ñ sәsini göstәrmәk üçün olanaq yaratmaqdır.
6-Daha az önәmli olmaq üzәrә, Ñ sәsinin göstәrilmәsi bir sıra dilbilgisi alanındakı qarışıqlıqları önlәyәbilәr. Örnәyin ikinci vә üçüncü tәkil şәxslәri ayırt etmәk üçün: “Gәldiyini” biçimindә yazılan kәlmәnin iki anlamı olabilәr. Bu anlamlar Ñ qullanıldığı durumda qoyalca bir birindәn ayırt edilir: “Sәnin gәldiyiñi” ya da “onun gәldiyini”. Ya da genetiv (-i halı) ilә ikinci tәkil şәxs yiyәlik әkini ayrıt edәbilmәk üçün: “Adamın” olaraq yazılan kәlmәnin iki anlamı vardır ki Ñ qullanılsa bunlar bir birindәn qolaylıqla ayırt edilәbilәr: “Adamın әli” vә “Sәniñ adamıñ”.
Yuxarıda söylәnәnlәrin ışığında mәncә Ññ biçiyinin Türk latın abecesinә әklәnmәsi yerindә bir davranış olacaqdır. Dilimizdә var olan bu sәs üçün, fonetik vә yenicil (modern) әlifbamızda da ayrıca vә özәl bir hәrf olmalıdır. Almanca әlifbasında iti vәya kәskin S hәrfinә (ß) yer verildiyi kimi.
Türk әlifbasının (Azәrbaycan-İran) bütünlәşdirilmiş latın abecesi: Otuz dörd biçik vә bir him (işarәt)
Aa, Bb, Cc, Çç, Dd, Ee, Əə, Ff, Gg, Ğğ, Hh, Iı, İi, Jj, Kk, Ķķ, Ll, Mm, Nn, Ññ, Oo, Öö, Pp, Qq, Rr, Ss, Şş, Tt, Uu, Üü, Vv, Xx, Yy, Zz, ‘
Gәrçәyә Hu

۲/۰۳/۱۳۹۰

نگرشی بر ضرب المثلهای ترکی و فارسی

نگرشی بر ضرب المثلهای ترکی و فارسی
اومود اورمولو
اثر گرانبهای پرفسور و تورکولوژ مشهور گرهارد دورفر که در غرب چاپ و منتشر شده است از ارتباط عمیق و ریشه دار ما بین زبانهای ترکی و فارسی سخن می گوید. اثر گرانبهایی که از وجود و تداخل کلمات زبانهای مغولی و ترکی وارد شده به زبان فارسی سخن می گوید بالغ بر چهار چلد می باشد که تا کنون سه جلد آن بدستمان رسیده است. این اثر گرانبهای برای آنان که در تورکولوژی ترکان ایران، زبان فارسی و دنیای ترک تحقیق و بررسی می کنند از جایگاه ویژه ای برخوردار می باشد.
این اثری که اکنون مطالعه می فرمایید حاصل تلاش و تحقیقی می باشد که از سال 1959 با کمک همکار و دوستم جمشید درخشان در حوضه تحریر یک لغتنامه بوده است این اثر از جانبات لغتنامه می باشد. در تحقیقمان که بالغ بر 4 جلد لغت نامه در عناوین مختلف می باشد که یکی از این لغتنامه ها، لغت نامه ترکی – فارسی که بزرگترین آنها می باشد جای گرفته است. تحقیقمان دلیل بر آن شد تا با نگاهی دقیقتر از ارتباط ما بین دو خلق و ملت ترک و فارس و ضرب المثلها و تاریخ، مدنیت، ... کنکاش کنیم. در این وانفسا هر دوی این ملل در وادیی زمانهایی و در بعضی موارد نسبت به بعضی مفاهیم و تفکرات تشابهات مشابه و نزدیک به همی را بروز داده اند که در ضرب المثل های این دو ملت به خوبی نمایان می شود. ضرب المثل های متفاوت این دو ملت نیز نشان از تفاوتها و نوع نگرش این دو ملت نسبت به محیط پیرامون و مفاهیم سرچشمه می گیرد.
ضرب المثل های (آتا سوزله ری) هر دوی این ملل تاثیر ملل عرب را نمی توان نادیده گرفت و چشم پوشید. تحقیقات متفاوت نشان از این اصول دارد که :
ضرب المثل ها برآمده از خوشی ها، ناخوشیها ، احوالات و ... اجتماعات سرچمشه گرفته است.
محصولات ارائه شده هر اجتماع نشان دهنده نوع نگرش آن اجتماع نسبت به مفاهیم متفاوت می باشد.
از باورها ، اعتقادات و مذاهب اجتماعات خبر می دهند.
زندگی اجتماعات در هر زمانی نمی تواند به صورت عیناً تکرار شده و یا تاثیر پذیرد. تغییرات فرهنگی، اقتصادی، سیاسی، و ... و زمانی که ملت ها را در تهدیدی بالقوه و یا بالفعل قرار گرفته باشند این عوامل متعدد هر یک تاثیرات خود را در ضرب المثل های آن اجتماع بروز داده و می دهد. با مطاله و تحقیق بر روی ضرب المثلهای یک ملت و اجتماع به خبوی می توان ردپای ناامیدیهای یک ملت، خوشی ها، جنگها، باورها، و ... را پی گیر شده و لمس کرد. زمانی ملتی با گفتن این ضرب المثل که "گئچمه نامرد کورپوسونده ن قوی آپارسین سو (سئل) سه نی" (ترجمه: از روی پل شخص نامرد مگذر بگذار تا آبها تو را ببرند) از سرخم نکردن و تعظیم نکردن بر ظالم سخن میگوید و زمانی دگر با ضرب المثل "کورپوده ن گئچه نه ده ک آیی یا دایی دیه ره له ر" (ترجمه: تا زمانی که از پل عبور نکرده ای به خرس دایی می گویی) اجتماع و آن ملت از ترس و وحشت و لزوم سخن به میان می آورد.
این گونه تضاد در ضرب المثل ها را نیز نمی توان به همه اجتماع نسبت داد. این طور تضادها در تمام ضرب المثل ها و یا آتا سوزله ریمیز نادراند. و کنار این گونه تضادها نیز بعضی ضرب المثل ها وجود دارند که نمی توانند آیئه تمام نمای اجتماع و کاراکتر آن ملت را تطمیع کنند. در کتب گرانبهای دیوان لغات ترک ماحمود کاشغری این نکته که "یئر باس روکی باغ، بودون باسروکی به گ" یعنی چطور اعتراض زمین سبب زاده شدن کوهها می شود، نشانه اعتراض و نماد ملت نیز بیگ می باشد. این ضرب المثل جالب نشان از اوتوریته دولت اجتماع ترک و رهبر و نشان از اهمیت سردمدار در جامعه ترک می باشد.
ضرب المثل "قاوورون اکمه یینی یئیه ن قاوورن قیلینجینی چالارلار" یعنی افرادی که خصوصیات و منافع فردی را برتر از منافع اجتماع دیده و عمل می کنند سبب سر فرود آوردن در پیشگاه دیگران وبیگانگان می شوند. این ضرب المثل حاکی از یک قاعده بدون تغییر در جامعه ترک می باشد. این نوع ضرب المثل ها و مانند این نشان از فلسفه وجودی ملت و جوامع دارد.
ضرب المثل های هر دو ملت ترک و فارس و تشابه و تفاوت در آنها نشان از نوع زندگی و فلسفه اجتماع دو هویت و راهنمایی کننده نقاط جدایی و نزدیکی این دو ملت می باشد. ضرب المثل ها حاکی از عکس العمل در برابر حوادث و اتفاقات و رفتار این دو جامعه می باشد که ما را در مسیری قرار می دهد که از آن مسیر منحرف نشویم.
تحقیق در مورد ضرب المثل ها دارای جهت های تفکر، راونشناسانه – سوسیولوژیک، فلسفه و ...را می طلبد. در اولین وهله نکته مهم جمع آوری ضرب المثل ها می باشد. در مورد نحوه جمع آوری ضرب المثل های جامعه ترک و فارس باید در اینجا نکته ای را متذکر شوم.
در مورد نحوه جمع آوری ضرب المثل ها دو راهکار اصلی وجود دارد:
جمع آوری از جامعه و یا جوامع هم زبان
جمع آوری از اسناد نوشته شده موجود
در ملل ترک اولین شخصی که شروع به جمع آوری ضرب المثل ها کرده کاشغارلی ماحمود (محمود کاشغری) می باشد. کاشغارلی ماحمود در آسیا و در بین اتواع ملل ترک مختلف گشته و شروع به جمع آوری ضرب المثل ها کرده است. سالها بعد روشنفکران و محققین شروع به جمع آوری انواع متفاوت ضرب المثل ها کرده و آنها را به نظم در آورده اند.
اثر بعد از دیوان لغات ترک که در ترکیه امروزی در مورد ضرب المثلها نگاشته شده است با نام امثال عثمانیه معروف می باشد. امثال عثمانیه نیز اثری گرانبها در مورد ضرب المثلها می باشد. امثال عثمانیه ضرب المثل های ترکی، فرانسوی، عربی ، فارسی را نیز جمع آوری کرده و تفاوتها، تشابهات و ضرب المثلهای ترکی متقابل آنها را نیز تا حدودی مشخص کرده است.
در سال 1870 در سومین چاپ کتاب لهجه عثمانیه اثر ابوظیا توفیق وبعدها نویسنده احمد وافیق که لغتنامه معروف پاشا و کاموس ترک  را نگاشته از خزینه ضرب المثلهای ملل ترک استفاده بسیاری برده است و نمونه های فراوانی از این نوع ضرب المثل ها در این اثر را می توان مشاهده کرد.
اثر گرانبهای بعدی در مورد ضرب المثلها در تاریخ 1926 در آزربایجان شمالی چاپ شده است و در این اثر نیز ضرب المثلهای را که تاکنون ندیده ایم بر می خوریم. در سال 1926 در شهر کونیای ترکیه شخصی به نام سعادت الدین نوزه ت ارگون نیز اثری با تعدد 2057 ضرب المثل و جمع آوری شده از لهجه های زبانی ترکی و گویش ها بالغ بر 279 مورد می باشد.
حوسین کاظیم خان کادری که اثر بزرگ لغتنامه ترک را نوشته است در اثری 6200 ضرب المثل را گردآوری کرده است.
در اثری که از طرف فرهنگستان زبان ترکی کشور ترکی در سال 1936 منشتر شده است حدود 689 ضرب المثل به خزینه ضرب امثلهای ترکی افزوده شده است. یکی دیگر از اشخاصی که تحقیقات کاملی در مورد ضرب المثلهای ترکی انجام داده مصطفی نئی هات اوزون می باشد او در سال 1943 برای اولین بار در لغتنامه ترکی خود بی حروف آ تا د حدود 4000 ضرب المثل ترکی جای داده است. او بعدها در اثر دیگر خود که به نام تورک آتا سوزله ری در سال 1925 به چاپ رساند حدود 8257 ضرب المثل ترکی را گرد آوری کرده است. عومه ر عاصم آک سوی یکی دیگر از اشخاصی هست که زحمات فروانی در مورد گرد آوری ضرب المثل های ترکی کشیده است. او با گردآوری و تحقیق در مورد انواع ضرب المثل ها در میان ملل و اقوام ترک دنیا قدم بزرگ علمی در این مورد برداشته است. اگر امروزه در دستمان منابع باارزشی از انواع ضرب المثلهای  ترکی اقوام و ملل ترک دنیا وجود دارد حاصل زحمات فرهنگستان زبان و ادب ترکی ترکیه می باشد که در طول حیات خویش زحمات فراوانی در جهت خدمت به زبان ترکی و ملل ترک دنیا ارزانی داشته است. فرهنگستان زبان و ادب ترکی ترکیه در اثر گرانبهای خویش که گردآوری لغتنامه تاریخی زبان ترکی می باشد از ضربالمثل های ترکی ملل و اقوام مختلف ترک دنیا بهره جسته است.
در دیگر سو ضرب المثل های عربی بعد از مسلمان شدن ترکان تاثیر فراوانی در ضرب المثل های ترکی و دیگر ملل مسلمان دنیا داشته است. در این مورد اثری به نام امثال و العرب وجود دارد که زبان زد دنیای مسلمان و اسلامیت می باشد. شاعر ترک همدانی به نام کلیمی همدانی در اثری که به نام سانی حاتوال العجن (Sanihatü l-Acen) دارد حدود 154 ضرب المثل عربی را جمع آروی کرده و در بین اشعارش به زبان ترکی ترجمه کرده است، کتاب وی در سال 1304 در استابنول ترجمه و منتشر شده است. بر اساس تحقیقاتی که داشته ایم دیدم که بسیاری از این ضرب المثلها بدون کوچکترین تغییری در شعر شاعران ترک به چشم می خورد و کاربرد داشته است. برای مثال:
کام بخشیهای گردون نیست جز داد و ستد 
تا به لب نانی عطا فرمود دنداد را گرفت
Taşlar Yedirdi nân Yerine bir Zaman Felek
Nân Verdi Şimdi âh ki Dendân ekalmadi
Ziya Paşa
------------------
در سنگ دیر کعبه بجزیک شرار نیست.
Manastırın da Kâbenin de Taşındaki  Kıvılcım Birbirinden ayrı Değildir.
---------------
خوی دیوانه گرفت آنکه بدیوانه نشست
Delilerle oturuan Delilerin huyunu alır
Dîvanelerin hemdemi dîvane gerektir
Ziya Paşa
---------------
 سر زخواب برآورد که روشن شد
Uyan ey dîde-i can Hâb-ı Ğafleten Sabah oldu
Rızâî
Uyan ey Yareli Şir-i jiyan bu Hâb-ı Ğafletten
Namık Kemal   
------------
جهت از غیبدانی گرتو خودرا عیبدانی باش
Azizim gel Vücudundan haber ver
Ne hacet Ğaybden ihbar edersin
Arif Hikmet
-----------
هر کرا بینی بشهر هستی خود سرور است
Her Gördüğün kendi Varlığının şehrinin efendisidir
Her kimse kendi âleminin padışahıdır
----------
هر که بیند خسته را گرید شفائی می رسد
Muvafıkdır yine elbet mizaca şive- i hikmet
Tabibin olsa da kizbi marîzin sıhhatin söyler
Rağıp paşa
------------
ضرب المثل های بالایی از اثر سانی حاتوال العجن انتخاب شده است.
ضرب المثل های فارسی راهی برعکس ضرب المثلهای ترکی را طی کرده است. ضرب المثل های فارسی را نمی توان گفت که به اشعار فارسی وارد شده اند بلکه بیشتر از طرف نویسندگان و روشنفکران فارس گلچین شده و در لغتنامه های فارسی گنجانده شده اند فقط در سالهای آتی در لغت نامه های فارسی شروع به ارزش دادن و جمع آوری ضرب المثل ها بر مبنای زبان جامعه فارس جهت دهی شده است.  در اثر لغت نامه فارسی – انگلیسی و انگلیسی –فارسی س.هیم با جای دادن به سخنان مردم عوام که با این نام در لغت نامه ذکر شده است سعی در نگرش این بعد ضرب المثلهای فارسی شده است.
از لغت نامه های معروف فرهنگ عمید نیز در آخر کتاب چند صفحه ای به ضرب المثل ها جای داده شده است.
امثال و حکم که توسط علی اکبر دهخدا جمع آوری شده است از اثرات مفید در ضرب المثل های فارسی می باشد. امثال حکم از اشعار فردوسی تا دیگر متن های موجود شروع به گردآوری ضرب المثل های فارسی کرده است که به چهار جلد می رسد. امثال حکم یکی از محصولات جانبی لغت نامه بزرگ دهخدا می باشد. لغت نامه همچون دهخدا تا کنون برای زبان فارسی نگاشته نشده است. ما در نگاشت این اثر زمانی که تحقیق روی امثال و حکم و فرهنگ عمید را شروع و به پایان رساندیم به این نتیجه رسیدیم که "چند صفحه موجود در آخر این کتب از ضرب المثل ها، کنایه ها، اشارت ها، حدیث ها، سخنان بزرگان و ... گرد آوری شده است". در وهله ی بعدی موردی که نظر خواننده را به خود جلب می کند شاید این باشد که بسیاری از این ضربالمثل ها شاید از یک زبان به زبان دیگری ترجمه شده باشند، که برای پاسخگوی به این سوال باید این چنین گفت که، چنین موردی دور از ذهن نبوده و نیست ولی برای پاسخگویی صحیح و به دور از غرض به این سوال باید ردپایی ضرب المثل موجود را در کتب گذشته جستجو کرد تا معلوم شود آیا ضرب المثل سیری تاریخی را پیموده و یا در وهله زمانی مشخصی ظهور گشته است، پاسخگویی به این سوال اساسی خارج از موضوع مقاله مورد نظر می باشد و تحقیق دیگری را می طلبد. ما برای انتخاب ضرب المثلهای جامعه فارس از دوست و همکارم جمشید درخشان بهره جستیم زیرا به خشصی احتیاج داشتیم که جامعه فارس، زبان فارسی، ادبیات فارسی و ... را بشناسد و بتواند ضرب المثل های متقابل ضرب المثلهای ترکی را در فارسی تشخصی دهد.
Ağzından Qaçrmaq
از دهنش در رفتن
Ağzının Suyu Axmaq
آب دهنش راه افتادن
Az ye özünə bir nokər tut
کم بخور نوکر بگیر
Əxfəşin geçisi kimin başını sallamaq
سرش را مثل بز اخفش تکان دادن
Ağzı Süd Qoxumaq
دهنش بوی شیر می دهد
Aanasının Südünən daha həlal
از شیر مادر حلالتر
Alıcı Gözüilə Baxmaq
به چشم خریداری نگاه کردن
Allah Salamat versin!
خدا سلامتی بدهد
Allaha Tapşırdıq
خدا حافظ یا بخدا سپردیم
Qızıl tutusa Tpraq olur
اگر دست به طلا بزند خاک شود
Anan Yaxşı Baban Yaxşı
پدرت خوب مادرت خوب
Anamdan Əmdığı Süd Burnundan Gəldi
شیری که از پستان مادر خورده بودم از دماغم آمد
Arının Yuvasına Ağac soxmaq
چوب توی سوراخ زنبور کردن
Arxadan Vurmaq
از پشت انسان خنجر زدن
Əlinin Papağını Vəliyə, Vəlinin Papağını Əliyə Geydirmək
کلاه علی را سر ولی و کلاه ولی را سر علی گذاردن
Ata Ət, itə Od Vermək
استخوان را جلوی اسب و علف را جلوی سگ انداختن
Atdan Yenib Eşşəyə minmək
از اسب پیاده شدن سوار خر شدن
Od almağa mı gəldin?
مگر آمدی آتش ببری؟
Ayaq Ayaq Üstünə Atmaq
پا روی پا انداختن
Ayağının Altına Qarpız Qabığı Qoymaq
پوست هندوانه زیر پای کسی انداختن
Ayıyı Vurmadan Dərisini Satmaq
خرس را هنوز شکار نکرده پوستش را فروختن
Ağzını Toplamaq
دهنش را جمع کردن
Baş Ağrıtmaq
درد سر دادن
Üstünə bir Bardaq Su içmək
یک لیوان آب رویش سر کشیدن
Başınız Sağ olsin!
سرتان سلامت باشد
Bıçaq Sümüyə Daynamaq
کارد به استخوان رسیدن
Bir Daşla iki Quş Vurmaq
با یک سنگ دو گنجشک زدن
Baş Sağlığı
سر سلامتی
Başına Dövlət Quşu Qonmaq
همای سعادت بر سر کسی نشستن
Bir Ayağı Qəbirdə olmaq
یک پایش لب قبر بودن
Bir dediğini iki etməmək
یکی اش دوتا نمی شود
Bir Dəri bir Sümük olmaq
پوست و استخوان شدن
Bir Köynək daha Yırtmaq
یک پیراهن بیشتر پاره کردن
Bir Qazanda Qaynamaq
در یک دیگ جوشیدن
Bağdaddan təmir etmək
بغدادش را تعمیر کردن
Burnu Qanamadı
خون از دماغش نیاید
Burnu Sürtələmək
دماغش مالیده شدن
Burnundan Düşmüş
مثل اینکه از دماغ (...)افتاده باشد
Bir Pul Etməmək
یک پول سیاه نمی ارزد
Bir Taxtası Əskik
یک تخته اش کم است
Boğazına qədər Borca Girmək
تا گلو به قرض فرو رفتن
Ciyərimin Göşəsı
جگر گوشه
Çaladan Çalaya atdanmaq
از شاخه ای به شاخه ای پریدن
Çanaq Yalayıcı
کاسه لیس
Çənə Vurmaq
چانه زدن
Pox Yemək
گوه خوردن
Boyun Əymək
گردن کج کردن
Boynumuz Qıldan incə
گردن ما از مو نازک تر است
Çıxmaza Girmək
کار به بنبست رسیدن یا در بن بست افتادن
Uşaq Tapmaq
بچه دار شدن
Dağ Ətəyi
دامنه کوه
Damar Damar Üstünə minmək
رگ به رگ شدن
Boynuna Atmaq
بگردن کسی انداختن
Buldandırıq suda Balıq Tutmaq
آب گل آلود می کند که ماهی بگیرد
Burun Şişirək
در دماغ باد افتادن
Başınan Vur çörəyini əlinən al
توی سرش بزن نان را از دستش بگیر
Deyirmanin Suyu Kəsildi
آبها از آسیاب افتادن
Donquzdan bir Qıl Qoparmaq
از خرس موئی کندن غنیمت است
Qaval Çalmaq
طبل زدن یا دهل زدن
Dəm çəkmək
دم کشیدن
Dillərə Dastna(Nağıl) olmaq
ورد زبان شدن
Dili bir Qarış
یک وجب زبان دارد
Düşən Qalxar
افتاد و خیزان
Əcəli Gəlmək
اجلش رسیدن
Əyri Baxmaq
کج نگاه کردن
Çörəyini Daşda Çıxarmaq
نانش را از زیر سنگ دراوردن
Əl Çəkmək
دست کشیدن
əyri oturub doğru danışaq
بیا تا کج نشینیم و راست بگوییم
Əl əldən üstün
دست روی دست  بسیار است
Dörd Duvar Arasında Qalmaq
توی یک چهار دیواری ماندن
Dünya Başına Yıxılmaq
دنیا روی سرش خراب شدن
Dünyadan Xəbəri olmamaq
از دنیا بی خبر ماندن
Əldən gəlmək
از دست برآمدن
Əli Açıq
دست و دل باز
Əli Boş
تهی دست
Əli Dar
تنگدست
Dünya Qədər
یک دنیا
Dünyalar onun oldu
مثل اینکه دنیا مال او شد
Dünyaya Gəlmək
بدنیا آمدن
Dünyaya Gətirmək
بدنیا آوردن
Əlini yumaq
از چیزی دست شستن
Almanın yarısı bu , yarısı o
مثل یک سیب و دونیم
Bounu Yoğun
گردن کلفت
Əski Hamam Əski Tas
همان طاس و همان حمام
Əti sənin sümüyü mənim
گوشتش از آن تو استخوانش از آن من
Ətək pisliği
دامنش لکه دار شدن
Hər Qafadan bir səs
از هر سری صدائی
Hər Saqallıyı Baba demək olmaz
هر ریش درای پدر نمی شود
Ev Yandırmaq
خانه خراب کن
Iynə Atsan yerə düşməz
سوزن بیندازی زمین نمی افتد
Iki Ayağını bir Papışa Soxmaq
هر دو پا را در یک کفش کردن
Ipləri əlində olmaq
سرنخ دست کسی دیگر بودن
Işi pişirmək
کاری را پختن
Göbəyi birilə barabar kəsilmiş
مثل اینکه ناف هر دو را با هم بریده اند
Havanda Su dövmək
آب در هاون کوبیدن
It Canlı
جان سگ داشتن
Qan istəmək
خونخواهی کردن
Tanrı Sağ əlis sol ələ mutac etməsin
خدا دست راست را به دست چپ محتاج نکند
Doğru söz acıdır
حرف حق تلخ است
...
ضرب المثل های جمع شده فوق 357 عدد می باشد و لزومی به لیست کردن همه آنها نمی باشد، در اینجا فقط سعی شده تعدادی از انها گردآوری شود.
منبع :
Türkçe ve Farsça AtaSözleri Üzerine
İbrahim Olgun

۱/۲۵/۱۳۹۰

Divan-ı Lügat'it Türk'de Türk Dünyası Yerkipi

Divan-ı Lügat'it Türk'de Türk Dünyası Yerkipi
Kaşgarlı Mahmut  Saciye ve Hamidiye Medreseleri'nde tahsil gördükten sonra kendisini Türk dili incelemelerine adamıştır. Bu amaçla Orta Asya'yı boydan boya kat ederek Anadolu'ya oradan da Bağdat'a gitmiştir.
Bağdat'ta 1072-1074 yılları arasında yazdığı Türkçe-Arapça sözlüktür Arapların Türkçe’yi öğrenmesi için yazmıştır ve Türkçe’nin bilinen en eski sözlüğü, Orta Asya yazı Türkçe’si hakkında var olan en kampsamlı ve en önemli dil anıtıdır. Kitap 683 sayfadır ve yaklaşık 9000 Türkçe kelime barındırır içerisinde.  926.ci yılını kutladığımız Divân-ı Lügati-Türk; üzerinde duracağımız konu bakımından da bir dönüm noktası oluşturmaktadır. Çünkü, Oğuzlar ve Oğuzca hakkındaki en eski toplu bilgileri Divan’dan öğreniyoruz. Kaşgarlı Mahmut’un 11.yy da Balasagun’u merkez yaparak çizdiği Dünya yerkipi o dönemde Türk’lerin yaşadıkları bölgeleri, dağılımını ve düşmanları yerini göstermesi bakımından dikkate değerdir. Türk’lerin bulunduğu bölgeleri göstermek amacı ile çizilmiştir. Halka biçiminde olan haritanın çevresinde doğu, batı, güney, kuzey yönleri bazı deniz ve nehirler gösterilmiştir.
* Batıda işaret edilen yerler: İtil boyları (Kıpçak) ve Frenklerin yaşadığı yerleri belirtir.
* Güneyde işaret edilen yerler: Hindistan ve Sind.
* Doğuda işaret edilen yerler: Çin ve Japonya
* Ortada işaret edilen yerler: Yarkent, Kaşgar, Barsagun, Balasagun, Yifruç, İkiöküz, Asbuali, Kumri, Talas v.s diğer birden fazla Türk şehirleri bulunmaktadır.
Asya’nın kuzeyi, batısı ve güneyi çizilmeden bırakılmış, yerkip pek çok çizimi yanlış olmasına rağmen doğu bölgelerine verdiği bilgiler gerçeğe uymaktadır.
Türkçe konusunda pek işe yaramamıştır. Selçuklu zamanı Farsça, Osmanlı zamanı Arapça etkisi altında kalmıştır Anadolu. o yüzden şimdi Türkçe'miz bol bol Arapça ve Farsça kelimeler içermektedir.
Bu eseri, yalnız bir sözlük değil, İslâmiyet öncesi Türk edebiyatını, tarihini, coğrafyasını, folklorunu, mitolojisini aydınlatan ansiklopedik bir eserdir.
NOT: Türk dilinin ilk gramer kitabı olan Kaşgarlı Mahmut’un kayıp eseri "Kitabu Cevahirü’n Nahvn Filugati’ Türk"
    * 1- Bulgar                         15- Somali                      31- Talas
    * 2- Hazar Denizi              16- Sahra çölü               32- Canbalık
    * 3- Rusya                          17- Etiyopya                  33- Uygur
    * 4- İskenderiye               18- Somali                      34- Beşbalık
    * 5- Mısır                             19- Seyhun                     35- Tataristan
    * 6- Taşkent                       20- Hindistan                 36- Ötüken
    * 7- Japonya                      21- HZ.Adem ayak izi   37- Birçok Türk
    * 8- Çin                                 22- Keşmir                      38- Gazne
    * 9- Balasagun                   25- Yarkent                     39- Ceyhun
    * 10- Kaşgar                       26- Hotan                         40- Horasan
    * 11- Semerkant               27- Kansu                  
    * 12- Irak                            28- Taraz                     
    * 13- Azerbaycan              29- Nezi
    * 14- Yemen                       30- İkiöküz
kaynak
Doğu Avrupa Türk Kavim ve Devletleri, Türk Dünyası el Kitabı, Ankara, 1992, C.I., s.182
( Mustafa Karasüleymanoğlu) Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988, s.141
Aldığım yer: Yağmur Xanimin Facebook səhifəsi

۱/۱۸/۱۳۹۰

Iranian Turkish Folk Cuisine

(Karapapah, Şahseven, Afşar, Giresunlu, Beydilli, Ehl-i Hak)
Yaşar Kalafat
I first became acquainted with Iranian cuisine in November 1996 while in West, Central and Eastern Iran. As I did not have the opportunity to eat as a guest in people’s homes, I ate mostly in restaurants. The food here consisted mainly of red meat, chicken and pilaf1. Some time later, in December 1998, I went to the cities of Şerefhane and Tabriz and southern Azerbaijan. I first tried pickled garlic there. On this trip we also saw dried limes for sale in Tabriz 2. While researching the Karapapah Turks, we tried to devote some space to their cooking 3, and observed significant similarities between their cuisine and that of the Hazara Turks of the Ismaili faith. The Turkish group which we had the greatest opportunity to study was the Qashqai tribe. Although we were in Northern and Southern Azerbaijan, we did not have the opportunity to do a detailed comparative study of these regions’ food cultures. Starting out with monograph collections from the Iranian Turkish tribes among whom I found myself, I will present my findings on the cuisines of Turkish tribes and regions such as the Giresunlus, Şahsevens, Afşars, Beydillis, Karapapahs, Ehl-i Hak and Karabakh in Northern Azerbaijan 4.
The Mugan region where the Şahseven - Elseven Turkmen live includes the cities of Porsabat, Bilasuar and Germi . This is in the northwest portion of Iran’s Azerbaijan region. To the north and east of Mugan is Otay Azerbaycan (North Azerbaijan – North Mugan). Divided in two by the Aras river, Mugan and its surroundings are populated entirely by Turks speaking the Azerbaijan dialect of Turkish. With a strong Turkish folk culture, the Elseven Turkmen have a very rich folk cuisine. Among the foods noted there are:
Hedik: Known as aşure among the Şahseven-Elseven Turks, this is the same aşure as is made in Anatolia. Whatever the reason may be, it is known here as hedik.
Eğirdek: This dish is made from milk and flour. The dough is shaped into a small cup shape and sprinkled with powdered sugar. Although I do not remember the name, I do remember that this dish was also made in Kars in the 1940s.
Şorba (Bozbaş): Although the word is reminiscent, şorba has nothing to do with the çorba (soup) of Anatolia. This dish is made from fatty meat and chick peas. In Kars and Northern Azerbaijan it is known as bozbaş, and is a very popular dish. Bozbaş is made either in a pot, or in a clay casserole where it is cooked for many hours in the tandır, or pit oven. Bozbaş also contains potatoes.
Kelle:  Kelle is a dish made of avuz, or colostrum. (Known by the same name in Anatolia as well, avuz is the milk which a cow gives for the first few days after calving. The avuz is placed in a pot and slowly heated, where it becomes firm. In the Caucasus, this solidified colostrum is known as “gumus.” Just as in Anatolia, in South and North Azerbaijan as well, avuz is eaten sprinkled with sugar. In the local dialect of Kars, kelle means “in large, unbroken.” “Kelle sugar” means rock sugar. “Kelle” also refers to a whole, uncut onion.
Bulama: Bulama is known in Kars and Iğdır by the same name. It is made by boiling down milk.
Haşıl: Haşıl is a local variety of halvah. After preparing a dough of wheat flour, a generous amount of sugar is added. A similar dish is made in Turkey out of fine bulgur, and eaten with milk or butter. This type of haşıl is also made in the Caucasus.
Kuymak: Among the Şahseven Turkmen and the Afşars, Kuymak is mostly made for pregnant women. The Turks of Southern Azerbaijan make Kuymak out of flour, butter and sugar. In the Caucasus and Eastern Anatolia, various foods are made of flour, butter, sugar or honey as a tonic for expectant women. These are known by a variety of names according to region. In the Caucasus, butter is melted and a bit of flour is sprinkled over this. This flour sinks down to the bottom. This prevents the butter from spoiling. This buttery flour is very tasty and is known as çıka or kuymak. Various types of kuymak are made in Anatolia, some out of cornmeal. These are sometimes eaten with cheese. The layer of kuymak which hardens and adheres to the pot is called kazımak (the verb kazımak means “to scrape”)..
Doğa: Another name for this dish is ayran aşı (thinned yogurt stew). It is made and known by this name in the Kars and Iğdır regions. Ayran aşı is a very different dish from yogurt soup. Doğa is made from yarma (hulled wheat) while yogurt soup is made with rice. Another variety of this stew is known as şumun aşı.
Traditionally among many Turkic peoples, a baby is not taken out of the home until it is forty days old. Among the Afşar Turks of Southern Azerbaijan, a midday meal is held for the occasion, and ayran aşı is prepared. The soup is white, symbolizing good luck.
Diş Hediği(“Tooth Hedik”): As in many different parts of the Turkic world, this is made when a child’s first tooth comes in. Diş hediği is made of wheat, chickpeas, beans and lentils. In Turkey and the Caucasus, nuts and/or dried fruit may also be added to this mixture. Hedik is also made in the Caucasus to eat while traveling.
Kavurma: Kavurma (literally “sauté,”) is made by sautéing meat and onions and cooking it down in its own fat. In Anatolia, there are various types of kavurma. In many areas, onion is added in order to tenderize the meat and add flavor. It is mostly made in a sac or shallow griddle and eaten with either thin yufka or tandır bread, accompanied by ayran.
Çilo huruş: Çilo huruş is the name used in Southern Azerbaijan for pilav with vegetables (sebzeli pilav in Anatolia). In Anatolia there are several different variations on this dish. The richest form of this dish is made in Uzbekistan.
Giyme: This is a dish made of cubed meat and chick peas, common among the Şahseven, Afşar and Beydilli Turkmen.
Gorma Sebze: This dish is very common among the Giresunlu, Karapapah, Şahseven, Beydilli and Afşar Turks of South Azerbaijan. It is made by sautéing kavurma with various herbs.
Turşası: “Sour stew,” is a thick soup prepared with the addition of pickles, which lend it a tart flavor.
Umaçaş: Another thick soup made with pieces of dough, onion, lentils, water, pepper, salt and butter.
Sarı Şile: This dish is associated with mourning, prepared on the anniversaries of deaths. It is especially made during the month of Muharrem, on the anniversary of the killing of Imam Hüseyin.
Sütlaş/Sütlaç: Just as in Turkey, this rice pudding is made by combining milk, rice and sugar.
Yarma Aşı: Literally “cracked wheat soup,” yarma aşı is made from chick peas, rice and yarma, cracked wheat berries. It is also known by this name in Kars, Ardahan and Iğdır.
Rişte Aşı (Thick Noodle Soup): Rişte, or homemade noodles, is known in several parts of Anatolia and Northern Azerbaijan as erişte.  The Afşar, Beydilli, Giresunlu and Şahseven Turkmen make rişte out of chick pea flour. Up until the 1950s or 1960s, “erişte days” were made in Northeastern Anatolia in the autumn in preparation for winter. These were shared work parties in which large amounts of noodle dough was prepared, opened into thin sheets, cut into noodles and dried.
Among the Turks of Southern Azerbaijan, an “eğirdek meal” is served on the last Wednesday of the year. Eğirdek is a small oily type of bread. For this day, a special halvah is made by frying flour in butter. Yufka is mixed with doşap (grape molasses) and formed into balls; this dish is called müce. These dishes are passed out to guests.
Among the Hazara Turks of Afghanistan, a number of whom live in Iran as well, the habit of eating from a common dish is believed to bring concord, or “unity of words.”
Among the Afşar Turkmen of Southern Azerbaijan, young people eat a bit of garlic and onion as the New Year comes in (March 21). They also rub garlic and onion on the soles of their shoes, while repeating a verse invoking Suleiman and cursing the winter. They believe that after doing this, they will not be troubled by any sort of pests or vermin throughout the year. They also believe that those who eat garlic will not be subject to a sudden death.
E. Akçiçek has done extensive studies of the folk beliefs relating to garlic’s protective properties against microorganisms5. We found that throughout the Turkic world in general, onions and garlic were believed to protect against unseen forces and black magic, the evil eye, witches, ghosts and vampires. Thus these two foods are considered effective against both microscopic and mental harmful agents6. In Anatolia onions and garlic are frequently planted near the doors of houses in the summer pastures to protect against vermin. In Salkaz, the tradition of bringing onions to the cemetery may also have a protective goal.
The Afşar Turks of South Azerbaijan also have a tradition of dyeing eggs and having a contest with them on special days, Nowruz in particular. The money given as gifts to children on holidays must be “raw money,” that is, freshly minted and as-yet uncirculated. This money is placed in a Koran and kept there. The Afşars also have the “Sizde” custom of an outing on the thirteenth day of the New Year.
Before the Feast of the Sacrifice, the Afşar Turkmen bring all their pots and pans, plates etc. to a spring and wash them spotless. The belief is that on the day before the feast, these vessels go on a hajj (a pilgrimage to Mecca) and return. On the same evening, jewelry and other gold items are placed in these vessels and they are not touched. They are said to be inviolable then. The next morning they are opened along with prayers and then may be used again. The most important item for the Feast among the Afşar Turkmens is the sheep. A red shawl is tied around the neck of the sacrificial sheep, and henna is put on its forehead. It is then taken to the groom’s house.
In Anatolia there is a tradition of sending a ram to the home of the bride, and decorating it with mirrors, apples and henna. However the tradition of blessing the cooking vessels and dishes was new to me. I believe that there is a belief that even objects known to be inanimate are blessed and aware of God. Just as a person has responsibility to God for his or her own body, things have responsibilities to the people who created them. In love stories, a lover speaks with mountains, or stones, while searching for his or her beloved, and sometimes make pledges to them. “O great mountains, if you love your God, pray tell me if my love passed through here?”
The Turkish food of Karabakh is somewhat like a bridge between the cuisines of North and South Azerbaijan. The two regions share a common culinary tradition with a similar richness in variety, however with some different variants. We can witness this richness in its soups, meat dishes, vegetable dishes, fried foods, sweets, salads, various wild greens, dried fruits and nuts, drinks and pickles.
Soups of Karabakh
Dovğa: This is a type of yogurt soup, containing mint, spinach, green onions, rice, eggs, chickpeas and sometimes tiny meatballs.
Evelik Çorbası: Made with meat broth, small dumplings, sautéed onion, black pepper, salt, pepper paste and chopped evelik (fresh mung beans).
Umaç: Made with flour, water, eggs, salt and turmeric, this soup is prepared in the same way as evelik çorbası but without the mung beans.
Erişte Çorbası (Homemade Noodle Soup): Made with meat broth, this soup is prepared by boiling pinto beans and adding homemade noodles and sautéed onion.
Borş (Borscht): Borş is made with beef, either with or without the bone. First the meat is boiled till very tender. While it is boiling, an onion is sautéed in oil, and grated carrot, beet and tomato paste is added and sautéed. The meat broth is added to this mixture, after which firm young cabbage is chopped and added. Lastly, four large cut up potatoes are added and boiled till tender.
Tavuk Çorbası: Chicken soup; this is no different than the chicken soup made in Turkey with chicken broth, meat and thin vermicelli.
Hoş: This is the same as the lamb foot soup (paça) made in Turkey, both in terms of its ingredients and method of preparation.
Bozbaş Çorbası: To make bozbaş soup: soak chickpeas overnight. Boil fatty meat with the bone in or a neck to make a broth. Add the chickpeas to the meat. Chop two large onions and add. Remove the foam frequently. Add an equal number of egg-sized potatoes and pieces of meat. Add salt, black pepper and turmeric, then sour dried plums. The plums should be the same in number as the pieces of meat. Serve with dry mint and sumac. The proper name for this dish is Karabakh bozbaş or Turkish bozbaş, and there is a special type of casserole for making it. The entire mixture is placed into this casserole and the lid is sealed with dough. It is cooked for four to five hours, until the meat is extremely tender. A few pieces of sheep tail (not tail fat) are added to the dish.
The dolma (stuffed vegetables/fruits) culture of the Karabakh Turks is also very rich:
Biber Dolması, Domates Dolması: Stuffed peppers and tomatoes. Run lamb through a meat grinder, as well as onion, and sauté together with the meat. To this mixture, add the scooped-out inside of the tomatoes, then salt, pepper and turmeric, as well as chopped parsley and cilantro. Fill the vegetables. Arrange in a pot, place a plate over the top, add water just to cover, and simmer till done, around 25 minutes. In Karabakh, the filling for stuffed tomatoes and peppers does not contain rice.
Patlıcan Dolması: Stuffed eggplant. The filling for stuffed eggplant is exactly the same as above, minus the tomato. Slit the eggplants longwise, and salt the interior, then wait 20 minutes for the dark liquid to drain out. Then boil the eggplants. (They are not fried as they are in Turkey.) When they have softened, squeeze out the extra water and stuff with the filling as above. This dish is accompanied by a light sauce made with egg and garlic. Stuffed vine leaves and cabbage are made exactly as they are in Turkey.
Elma Dolması: Stuffed apples. Carefully clean and hollow out firm tart apples. Prepare the filling exactly as for stuffed eggplant and fill the apples with the mixture. Just as for other stuffed vegetables, weigh the apples down with a plate or something similar to keep them in place while cooking. Add half a cup of water, and let cook on a low flame. These are generally served together with other stuffed vegetables, with one stuffed apple to each plate.
Ayva dolması: Stuffed quinces. These are prepared in exactly the same way as stuffed apples.
The Turkish cuisine of Karabakh also features a rich variety of vegetable dishes.
Kükü: This dish is made from spinach and cilantro, with the addition of a bit of dill for aroma. It also contains some scallions but the main ingredients are the spinach and cilantro. Saute these in oil with the scallions till half-cooked. In a separate bowl, beat two eggs with a bit of flour, and pour half of this over the herb mixture. Flip, and sprinkle the rest of the batter over the top. Flip once again to cook, and cut into diamond shapes with the edge of a wooden spoon. It is important to use a wooden spoon in order not to destroy the vitamins. In Anatolia and greater Turkistan, wooden spoons are still identified with abundance, and several dishes are never touched with metal implements; cutting with metal knives for example, is avoided.
İşkembe Gutap/Karın Gutabı: This is a type of börek, made with sheep tripe. There is also a variety made with meat (et gutabı).
Bozartma: Cut lamb meat with the bone, or a lamb neck, into large pieces. It can also be made with ribs. First the meat is rubbed with a mixture of spices and onion, as well as thyme in order to reduce the smell of the meat. This mixture is mixed with a wooden spoon in a deep copper kettle and left to brown; then just enough water to cover is added. The pot is covered tightly and the meat is allowed to form a broth.
Evlik: Dock. This is added to soup, and used in the treatment of stomach and intestinal ailments. In summer, it is dug together with its root and dried. Believed to be good for healing damage to the internal organs during winter; it is steeped and sipped as a tea in the morning and evening.
Isırgan (Gıcıkkan): Stinging nettle. This is used as a filling for a type of bun, as well as eaten as a potherb. When it is to be eaten raw, it is first kneaded with salt. It is believed to be effective against Rheumatism, arthritis etc.
Yeşil Fasulye Kavurması: Green beans sautéed with onion, made just as in Turkey. If made with butter and eggs, it is topped with garlic-infused  yogurt as well.
Ispanak Kavurması: Spinach cooked with onions, with the addition of pepper or tomato paste, just as in Turkey.
Merövce: This is a wild plant which grows on mountain slopes, and is not cultivated. It is quite rare and expensive. The stems are prepared and sautéed just as with spinach.
Şomu: A wild herb with a reddish hue that resembles spinach and grows on mountain slopes. Its tops are sautéed.
Çiriş: This is the spring sprouts of Eremurus (foxtail lily), which are sautéed as they are in Turkey.
Dağ Kişnişi (“Mountain coriander”): This herb is not cooked alone but rather added to other dishes for its aroma.
Kuşebbeği: This is Capsella bursa-pastoris, or Shepherd’s purse. The Turkish name means “bird bread.” It is sautéed as well as used for a filling for a pastry known as göy ketesi. These buns may also be made with nettles, or cilantro and spinach. The shepherd’s purse is chopped finely. Dough is rolled out very thin and folded over the herb. The edges are sealed and it is cooked on both sides on a lightly convex griddle called a sac. As the dough rises, it is lightly pricked with a knife. They are then spread with butter and stacked on a metal tray. Shepherd’s purse, nettle and dock, and other herbs such as sorrel and others are also eaten raw.
Just as the Turkish cuisines of Anatolia and the Iran, Karabakh cuisine includes a rich variety of sweet dishes. Sütlaç (rice pudding) is made just as it is in Turkey, by boiling rice in milk till it begins to disintigrage and adding sugar. Fırni is a rather firm type of pudding made of rice flour and sprinkled with cinnamon.
Kuymak: Flour is first browned in butter. Then a light sugar syrup is added, then honey. This is served for nine days to women who have newly given birth.
Baklava: This is made with 21 layers of hand-rolled yufka and a walnut filling is added between each layer. It is cooked in the same way as in Turkey.
Helva (Halvah): This is made in the same way as Turkey.
Şörgoğol: The dough for this dish is rolled thin in small circles as for burma. The filling is prepared of spices and coriander seed, and it is topped with egg and sesame.
Kebabs hold a important place in traditional cooking in Karabakh, including shish kebab as in Turkey. Other types of kebab include:
Bastırma Kebap: This is also known as terbiyeli kebap (marinated kebab). The meat for this dish is first allowed to stand in apple or grape vinegar. It is then cooked with chopped onion and thyme.
Lüle Kebabı or Dövme Kebabı: This is the same as the “Adana Kebabı” of Turkey, made with finely chopped meat, either with or without hot pepper. It is eaten with yufka, lavash or Türki çörek.
Tike Kebabı: This is the same as Turkey’s shish kebab made with cubes of meat.
Balık Kebabı: Fish kebab, also known as asetrin kebabı, it is made with a local fish known as asetrin. It is a special occasion dish.
Bağırsak Kebabı: Intestine kebab, made from the small intestine of sheep and lambs. Its preparation is quite different from that of its nearest Turkish counterpart, kokoreç. The intestine is wound onto the spit. Another dish made with trip cooked on a spit or over hot coals is known as kalin karta. In Turkey, it is commonly made by Karapapah Turks.
In addition, there are potato, tomato and pepper kebabs. To make these, they are hollowed out, then stuffed with sheep tail and cooked as kebab.
Tea in Karabakh traditional cuisine is quite a production. Among the pastries served with tea are kurabiye (various cookies), kete, rulet (rolled-up cookies), feseli (an oily bread) and others. Various nuts and dried fruits are also served7.
Sources:
1 Dr. Yaşar Kalafat, “Vatan-İran-Turan Hattı ve Cafer Türklerinde Halk İnançları” Türk Dünyası Araştırmaları, Haziran 1997, nr. 108, s. 41-68.
2 Dr. Yaşar Kalafat “Birinci Uluslararası Azerbaycan Sempozyumu ve İkinci İrarı Seyahati Notları”, Kardeş Edebıyatlar, nr. 44, s. 14-18.
3 Yaşar Kalafat, Bakü-Ceyhan Kültür Hattı, Ankara, 2000, s. 97-100; ve “Kaşkayi Türklerinde Sosyal Yaşam” Yörük ve Türkmenlerde Günlük Hayat Sempozyumu Bildirileri, (17-18 Mayıs 2002) Ankara, 2002, s. 109-137
4 Yaşar Kalafat-T. M. Dilmegani “Karşılaştırmalı Güney Azerbaycan Türk Halk İnançları”, İki bin yirmi üç,Haziran 2002, nr. 14, s. 64-69
5 Eren Akçiçek, “Sarmısakla İlgili İnançlar”, Eren’ce (Halk Bilimi Yazıları), İzmir, 1997,s.46-66
6 Y. Kalafat, “Türk Halk İnançlarında Sarımsak ve Soğanla İlgili Hususlar”, Türk Mutfak Kültürü Araştırmaları, Ankara, 2001, s. 85-91
7 Yazımızın “Karadağ Türk Halk Mutfağı” ilgili kısmına Doç. Dr. Aygün Aktar kaynaklık yapmıştır.
* Dr. Asam is President of the Caucasus Department.
http://goo.gl/GpttP