۴/۰۵/۱۳۹۰

Urmiye Şehiri Tarihine kısa bir Bakış

Urmiye Tarihi
Urmiye Şehri, tarihî belgeler ve arkeolojik bulgulara göre Azerbaycan’ın hatta  Orta Doğu’nun en köklü geçmişe sahip Şehirlerinden biri olarak kabul edilir. Şehrin adının nereden geldiğine dair çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bunlardan birisi; Urmiye adının 5000 yıl önceki Türkler, Sümerler ve Urartularda kullanılan ve Şehir manasına gelen “Ur”  kelimesiyle  bağlantılı olduğudur. Bununla birlikte, Doğu Türkistan’da bulunan Urumçi Şehrinin adı da bu kelimeyle ilişkilendirilmektedir (Melikzade 2009,18).
Asur kaynaklarında, Urmiye Gölü civarında Urmeyate adında bir yerden bahsedilir. Zerdüşt  geleneğine bakıldığında, hem Avesta hem de Orta dönem Farsça kaynaklarında geçmemekle beraber Urmiye, Zerdüşt’ün doğduğu yer olarak ifade edilmektedir. Urmiye civarında bulunan  Göktepe mevkiinde, 1888 yılında ortaya çıkarılan ve üstünde Babil ilahlarının bulunduğu bir mühür M. . 2000 tarihine aittir. Urmiye, Şayet iddia edildiği gibi eski Urmeyate ise, Manlıların yaşadıkları yerlere denk gelmektedir ve bu yüzden Urmiye bölgesi, Asurluların ve Van (Urartu)  Krallığı’nın hâkimiyet sahasında kalmaktadır (Minorsky 1984, 59 - 60)?.
Urartular dönemine ait taştan yapılmış kale kalıntıları, Urmiye’nin Urartular için de önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Türk hâkimiyetine girmeden evvelki en parlak zamanlarını Urartular döneminde (M. IX. asır) yaşayan Şehir, M.S. 623 yılında Bizans İmparatoru Herakleios tarafından işgal edilmiştir (Gürsoy 1984, 88).
İslamî dönemde Urumiye’yi, Şehirde birçok kaleler inşa ettirmiş olan Sadaka b.Ali feth etmiştir. Başka bir iddiaya Göre Şehir, Hz. Ömer zamanında, 640’ta Musul’u fethetmesi için gönderilen Utba b. Farkat tarafından ele geçirilmiştir (Melikzade 2009,36). İstahri ve İbn Havkal gibi IX. asır coğrafyacıları Urmiye’yi, Erdebil ve Meraga’dan sonra üçüncü önemli merkez olarak gösterirler ve bu Şehrin coğrafi güzelliğini methederler (Minorsky 1984, 60). Urmiye’de, VII-VIII. asırlarda  Emeviler, IX-X. asırlarda Abbasiler, daha sonra ise bir müddet İran’ın kuzey bölgelerinde hüküm sürmüş olan Deylemliler hâkimiyet kurmuştur. 
Urmiye, Azerbaycan coğrafyasının önemli merkezlerinden biri olmakla birlikte, İslamî dönemde de adından çokça bahsedilen Safiyüddin Urmevî, Ebu’l Hasan ve Mirza Ağa gibi yüzlerce âlim yetiştirmek suretiyle İslam kültür ve medeniyetinin gelişmesinde önemli roller üstlenen bir Şehir hüviyetini elde etmiştir (Melikzade 2009, 10).
Azerbaycan’ın bütünüyle Türkleşmesi, Selçuklu (Oğuz) Türklerinin iran’a, bilhassa Azerbaycan’a  yerleşmeleriyle başlamıştır (Heyet 1997, 1646). Selçukluların Azerbaycan’ı zapt ettikleri seferler sırasında, 1063’te Sultan Tuğrul, Urmiye’yi sevkiyat güzergâhı olarak kullanmıştır. Sultan Mesut, Bağdat’tan Azerbaycan’a dönerken; Emir Hacip Tatar, Urmiye’de önemli bir kuvvete malik olmasına rağmen Selçuklu Sultanı’nın hâkimiyetini kabul etmek zorunda kalmıştır. Urmiye Şehri bununla birlikte, 1149 yılında Melik Muhammet b. Mahmut b. Muhammet’in hâkimiyetinde  bulunmaktaydı.
Urmiye; 1225 yılında Harezmşahlar’ın hâkimiyetine girmiş, XIII. asırda Moğol istilasının ardından bölgede kurulan devletlerin sınırları içerisinde kalmıştır (Gürsoy 1984, 88). Faruk Sümer, Moğol istilasından sonra Oğuzların Yıva boyundan kalabalık bir kesimin XII. asrın başlarında Urmiye civarında yerleştiğini ifade etmektedir (Sümer 1972, 130). Celalettin Harzemşah’ın Azerbaycan’da hüküm sürdüğü sırada Urmiye, Salmas ve Hoy ile birlikte Selçuklu hâkimiyetinde bulunmuştur. Celalettin Harzemşah ise zikredilen Şehir bölgelerini İl Denizli Özbek’ten almıştır (Minorsky 1984, 60).
Mahallî kaynaklar, Timur’un Urmiye’yi tımar olarak Avşar soyundan Gurgin Bey’e verdiğini  iddia etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu, Urmiye’yi XVI. asırda Kanuni Sultan Süleyman zamanında hâkimiyetine almıştır. Bu sıralarda Urmiye ve halkı, Osmanlı topraklarından kaynaklanan ve sürekli devam edecek olan Kürt akınlarına maruz kalmıştır. Şah Abbas, 1603’te Osmanlılara boyun eğmeyen Emir Han Bradost’a, sadakatine karşılık olarak Urmiye ve Uşnu’yu hediye etmiştir. XVIII. asırda Urmiye ve bölgede yaşayan Avşarlar, ortak tarihî serüveni paylaşmışlar ve beylerbeyi tarafından idare edilmişlerdir. Kürt aşiretlerinin sürekli saldırıları karşısında, Bağdat’ta önemli rol oynamış olan İpkıran lakabıyla meşhur Avşarlı Kelbali Han  İmanlu, Şah Abbas tarafından Avşar elinin riyasetine getirilerek 8.000 aileden muteşekkil kalabalık bir grupla Urmiye’ye gönderilmiştir (Melikzade 2009, 42). Bunlardan mdşhur olanları
Şunlardır:
Hudadat Bey Kasımlı (1707-1722)
Feth Ali Han Araşlu (1744-1758)
Rıza Kulu Han (1768-1771)
İmam Kulu Han (1772-1783)
Muhammet Kulu Han (1784-1796)
Hüseyin Kulu Han Kasımlı (1796-1821)
Necef Kulu Han (1820-1865)
Kelbali Han, öncelikle Osmanlı sınırından gelen Kürt akınlarını durdurmuş ve Enher Savaşı’nda müttefik Kürt aşiretlerini hezimete uğratmıştır. Kelbali Han’ın yerine geçen Gencali Han, kalabalık aşiret grubunun saldırısını başarıyla geri püskürtmüş ve bunun neticesinde yedi yıl boyunca aşiretlerin baskısından kurtulmuştur. Bundan sonra Avşarların arasında ihtilafların ortaya  çıkmasıyla II. Şah Abbas, Urmiye’yi, isyanlarından dolayı Osmanlılardan kaçan ve Safevilere  sığınan Silsüpür Han’ın idaresine vermiştir. Urmiye, 1709’da Silsüpür Han’ın vefatıyla tekrar  Avşar Hanedanı’nın eline geçmiĢtir. 1740’ta Kürt aşiretlerine karşı başarı gösteren Hüdadad Han, ġah Hüseyin tarafından İsfehan’a çağırılarak “Beylerbeyi” unvanıyla Urumiye’nin idaresine getirilmiştir. Onun zamanında Balbas Aşireti, Orumiyeh çevresine saldırılar düzenlemişse de Kandil Dağı yakınlarında cereyan eden savaşta hezimete uğramıştır. Çok sayıda esir ve ganimet elde eden Hüdadad Han, Urmiye’ye gelmiş ve Çemen Dolama’ya getirilen esirlerin Urmiye’ye  naklini emretmiştir. Fakat Balbas Aşireti, bir baskınla Çemen Dolama’daki esirlerini kurtarmıştır. Esirlerin kurtarılması haberini alan Hüdadad Han, öfkesinden hançerle göğsüne vurmak suretiyle intihar etmiştir. Hüdadad Han’ın oğlu Muhammed Kasım Han, Osmanlılara karşı girişmiş olduğu savaşta Urmiya ile birlikte kellesini de kaybetmiştir. Safevilerin komutanı olan Nadir Şah, 1729’da  Osmanlı ordusunu yenilgiye uğratarak Yusuf Paşa’yı esir almış ve daha sonra idam etmiştir. Nadir Şah’ın emriyle 12.000 Avşar ailesi, Horasan’a nakledilmiştir. 1748 yılında Nadir Şah ailesinden İbrahim Şah’ın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra, onun kumandanlarından ve Afgan liderlerinin torunlarından olan Azat Han, Avşarlar
arasındaki çekişmelerden de istifade ederek Urmiye’yi zapt etmiş ve bir süre elinde tutmuştur. Urmiye’nin kuzeyindeki Afgan Dağı, ismini bu kişiden almaktadır.
1755-1756 yıllarında Muhammet Hasan Han Kaçar’ın, Azatları Gilan’da mağlup etmek suretiyle Urmiye’yi ele geçirmesi, Feth Ali Han ile Muhammet Hasan’ın birleşmesine yol açmıştır. Muhammet Hasan’ın vefatından sonra Feth Ali Han, Urumiye’yle birlikte Tebriz ve Meraga’yı  zapt etmiş; fakat Kerim Han Zend, onu 1759’da Tebriz’de mağlup ederek Azerbaycan’da  hâkimiyet kurmuştur. Zend Hanedanlığı’nın sona ermesini müteakip Urmiye Avşarları, Kaçarlara  karşı baş kaldırmışlarsa da bir netice elde edememişlerdir. 
1880 yılına gelindiğinde, Şemdinanlı Şeyh Ubeydullah’ın Azerbaycan’ı işgal ettiği görülmektedir. Ayrıca zikredilen tarihlerde Urmiye’nin, Kürt aşiretleri tarafından kuşatıldığı da bilinmektedir. Kuşatma, Makü hanının yardıma gelmesiyle son bulmuştur (Minorsky 1984, 62 - 63).
Urmiye ve köyleri, her zaman nüfus bakımından Türklerin hâkim olduğu bir bölge olmakla  birlikte başka etnik unsurları da barındırmıştır. Bilhassa bölgedeki Hristiyanlar (Asurî-Ermeni), önde gelen azınlıklardan olmuştur. Urmiye’nin birkaç mahallesi Hristiyan mahallesi olarak bilinmekte, kimi köylerinde de yine Hristiyanların yaşadığına Dair kayıtlar bulunmaktadır. Hristiyan unsurların yanı sıra Güney Azerbaycan ile Türkiye sınırını meydana getiren dağlarda barınan Kürt aşiretleri de Urmiye bölgesinin zikre değer azınlıkları olarak kaynaklarda yer almaktadır. Urmiye bölgesinin demografik yapısı, Hristiyan misyonerlerin Dikkatinden  kaçmamıştır. Misyonerler bilhassa görünürde dinî işlerle meşgul olmuşlarsa da, olayların gelişimi onların bu bölgede daha sonradan cereyan edecek olaylarda rol sahibi olduklarını ortaya koymuĢtur. 
I. Dünya Harbi’nde diğer Güney Azerbaycan Türkleriyle birlikte Urmiye Türkleri de Ruslara  karşı Osmanlı Devleti’nin yanında yer almıştır. Bu birliktelik,İttihatçıların Azerbaycan’daki faaliyetlerinin bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır (Gökdağ 2006, 54).
1900’lerin başlarında Güney Azerbaycan’ı işgalinde tutan Rus ordusu, Urmiye bölgesine ilave olarak Batı Azerbaycan’da da misyonerlik faaliyetlerini ciddî şekilde yürütmüştür. Osmanlı topraklarında devlet kurma hedefini taşıyan Ermeniler ise, I. Dünya Harbi’nden sonra Osmanlı  ordusu tarafından bozguna uğratılmıştır. Bu bozgundan sonra kaçmak zorunda kalan Van Ermenileri (Cilolar), başta Urmiye ve Salmas bölgeleri olmak üzere, Batı Azerbaycan’a göç etmişlerdir. Sayıları on binleri bulan Ermenilerin bölgeye gelişi, Rus ve diğer Hristiyan güçlerine bölgedeki planlarını daha kolay uygulama fırsatı vermiştir.
Rusya’nın 1906’da Uzak Doğu’da aldığı yenilgiler üzerine Osmanlı Devleti, iran ile arasındaki sınırın tam olarak kesinleşmediği iddiasıyla Urmiye’nin büyük bir kısmını ele geçirmiş; fakat Balkan Harpleri yüzünden geri çekilmek durumunda kalmıştır. Urmiye, 1911 yılına gelindiğinde  Rus kuvvetlerince işgal edilmişse de, I. Dünya Harbi sürecinde birkaç defa el değiştirmiştir.
Fransa ve İngiltere, 1917 yılındaki Bolşevik Devrimi’nden sonra Rus ordusunun geri çekilmesi üzerine, bölgeyi Osmanlı Devleti’ne kaptırmamaya çalışmıştır. Bahsedilen iki devlet, Osmanlı askerlerinin İran’da ilerlemesini önlemek ve bölgede bir Hristiyan devleti kurmak düşüncesiyle Ermenileri teşkilatlandırma gayreti içerisinde olmuştur. Ayrıca Urmiye ve Salmas’ta Rusların,  Şehirleri boşaltmadan önce bölge ahalisinin elinde bulunan silahları topladığı da kaynaklarda zikredilmektedir.
Ermeni çetelerinin, devlet kurma hayaliyle 1918 yılı kış mevsiminde Urmiye ve Salmas bölgelerinde toplu katliama başladıkları bilinmektedir. Bunun sonucunda, Urmiye bölgesinde yüz  binlerle ifade edilebilecek sayıda Müslüman-Türk’ün katledildiği tarihî kaynaklar tarafından da  teyit edilmektedir. Bu vahim olaylar, bölgedeki halkın hafızasından henüz silinmiş değildir ve  halk tarafından “Cilo”, “Ciloluk” Şeklinde adlandırılmaktadır. Bu katliamlar; Halil Paşa  kumandasındaki Osmanlı ordusunun bölgeye girmesi ile son bulmuş ve Ermeni çeteleri, Osmanlı ordusu tarafından dağıtılmıştır. Bölgede sükûnetin hâkim olmasını müteakip Urmiye’nin tam bir  harabeye döndüğü, kaynaklarla birlikte görgü tanıklarının ifadelerinde de yer almaktadır. Bunu takip eden dönemde, iran’daki mevcut merkezî idare Şehirdeki nüfuzunu güçlendirmiştir (Melikzade 2009, 84 - 96).
Huzistan bölgesinde yaşayan Avşarların bir kısmının büyük bir ihtimalle Safeviler devrinde Urmiye’ye geldikleri düşünülmektedir. Esasen bir Avşar Şehri olan Urmiye’yi, ilk olarak İmanlı Avşarları yurt tutmuşlardır. Daha sonradan Kasımlı adını alan bu Oğuz boyunun, yöreye I. Şah Abbas zamanında yerleştirildiği tahmin edilmektedir. Bundan sonraki asırlarda Urmiye’de  yaşamaya devam eden Avşarların büyük bir kesimi, İmanlı Avşarlarından, buralara hükmeden beyler de Kasım Han’ın soyundan gelmişlerdir. Avşar Türkleri, iran Türk tarihinde, bilhassa  Nadir Şah Avşar vesilesiyle, önemli bir yer teşkil etmiştir. Nadir Şah, 1736’da Avşar boyları ile Avşarlar Hanedanı’nı kurmuştur (Köprülü 1979, 28 - 38; Sümer 1972, 286 - 289). Evliya Çelebi, Avşarların Sehent ve Salmas’la birlikte umumiyetle Urmiye’de yaşadıklarını belirtmektedir. Avşarlar, XVI. yüzyılın başlarında Anadolu’dan iran’a göçüp Urmiye’den Herat’a uzanan geniş bir coğrafyada yaşamışlardır. Faruk Sümer, iran’daki büyük Avşar topluluğunun Anadolu ve  Halep’ten göç eden Avşarlarla meydana geldiğini ifade etmektedir. XIX. asır seyyahlarından Lady  Shell’e göre iran coğrafyasındaki Avşarların sayısı, Urmiye’de 7.000 evden müteşekkildir (Uzun 2002, 653 - 655).
Avşarlar; Urmiye Gölü kıyısında, Hemedan, Kirmaşah, Kaşan gibi farklı bölgelerde yaşamak  suretiyle İran’da geniş bir bölgeye yayılmışlardır. Şah İsmail, Avşar Türklerini bilhassa Horasan sınırını korumakla görevlendirmiştir. Urmiye Avşarları ise, Sünni Osmanlıya karşı iran’a hükmeden Şii sülalelerin yanında yer almış ve daha çok bu sebeple bölgedeki Kürt aşiretleriyle  sürekli mücadele hâlinde olmuşlardır. Urmiye, bugün de kesif Avşar boyunun bakiyeleriyle  doludur (Caferoğlu 1966, 127; Köprülü 1979, 317). 
COĞRAFİ KONUM VE SOSYO-EKONOMİK DURUM
Batı Azerbaycan eyaleti, İran’ın kuzeybatısında yer alır ve bu eyalet batıda Türkiye ve Irak, kuzeyde Aras nehri sınırıyla Nahçıvan’a komşudur. Urmiye, Batı Azerbaycan eyaletinin en büyük Şehirlerinden biri ve bölgenin merkezi konumundadır. Şehir, doğuda Urmiye Gölü’ne, batıda ise iran’ı Türkiye’den ayıran sınıra ve kuzeyden güneye doğru sıralanan dağlara kadar uzanmaktadır. Urmiye’nin kuzeyinde  Salmas’la kendisini ayıran Şah Bazit Afgan Dağı, güneyinde ise Uşnu Şehrinin yer aldığı Kadir Havzası bulunmaktadır. Ova ve dağlık bölgelerden müteşekkil Urmiye, doğudan batıya doğru yol alan Bazanduz, Barde Sur, Ravza ve Nazlu ırmaklarını bünyesinde
taşımaktadır. Urmiye’nin köyleri ise adeta yeşilliğe bürünmüş vaziyettedir.
Şehrin doğusunda yer alan Urmiye Gölü, dünyanın ikinci büyük tuz gölüdür ve içerdiği minerallerle dünyada büyük önem taşır. Urmiye Gölü, 5.200 kilometrekare yüz ölçüme sahiptir; ama yapılan araştırmalarda gölün günden güne küçüldüğü ifade edilmektedir.
Urmiye Türklerinin geçimş kaynakları ziraat, hayvancılık, zanaat ve ticarete dayanmaktadır. Dokumacılık ve zanaat en önde gelen geçim kaynaklarındandır (Köprülü 1979, 35; Bozkurt 2002, 317). Türklerin Urmiye’de dokudukları halıların güzelliği ve kalitesi, satranç tahtalarındaki zarafet; bunların üzerindeki harika desenler sadece Azerbaycan’da değil, komşu devletlerde de çokça takdir görmüş ve ün salmıştır. Usta ressamların elinden çıkan resimler, minyatürler, kitap ve kalemliklerin üzerindeki işlemeler de büyük beğeni toplamaktadır (Memmedova 2002, 147).
Kaynağını bol karlı dağlık bölgelerden alan Urmiye Ovası ise oldukça verimlidir. Şehir, Urmiye  Gölü’nün ve verimli ovanın batısında kurulmuĢtur. Urmiye Ovası’nın ziraat ve hayvancılığa oldukça elverişli olmasından dolayı, bölgede tarım hayli gelişmiş durumdadır. Urmiye’nin bilhassa meyveleri ve kaliteli tütünü çok meşhurdur. Kuru üzüm ticareti, bölgenin ekonomisinde büyük önem taşımaktadır. Günümüzde Urmiye’nin Türkiye ile bağlantısı, Yüksekova üzerinden  Esendere-Sero sınır kapısından geçen yolla sağlanmaktadır (Gürsoy 1984, 89).
Kaçarlılar zamanında bir bütün hâlinde idare edilen Azerbaycan, Meşrûtî inkılâptan sonar iran’ın dört eyalet ve on iki vilayete taksiminden sonra dört eyaletten biri hâline getirilmiştir. 1937’de  alınan bir kararla Azerbaycan, iki il hâlinde yeniden teşkilatlandırılmıştır. Rusların II. Dünya Harbi’nde Azerbaycan’a hücumuyla, Demokrat Fırkası kurulmuş ve bütün Azerbaycan tek bir parça hâlinde idare edilecek duruma getirilmiĢtir. Zikredilen bu idarî yapı 1958 yılına kadar devam etmiş, bu tarihten sonra tekrar Şarkî ve Garbî olmak üzere ikiye bölünmüştür.
Urmiye, Batı  Azerbaycan eyaletinin merkezi konumundadır. Ayrıca Batı  Azerbaycan eyaletine bağlı diğer önemli Şehirler olarak Hoy, Makü, Salmas, Uşnu, Miyandap, Tikantepe, Mahabad,  Sayınkala ve Sulduz Şehirleri gösterilebilir.Urmiye  Şehrinin adı, 1932-1980 yılları arasında Rızaiye olmuştur.
Urmiye’nin demografik yapısına bakıldığında bölgede Türklerle birlikte,Yahudiler, Hristiyanlar (Nasturi, Süryani, Ortodoks, Katolik, Protestan), Ermeniler ve Kürtlerin de yaşamakta olduğu görülmektedir (Minorsky 1984, 63). 1900’lü yıllarda Şehirdeki Hristiyanların oranı, Şehrin toplam nüfusuna göre % 45 civarlarındadır. Fakat Rusların 1918’de bölgeden çekilmesinden sonra, Hristiyanların büyük bir kesimi bölgeden göç etmiştir. Tebriz’e yerleşen bakiyeleri ise sonradan  iran Hükümeti tarafından sınır dışı edilmiştir (Gürsoy 1984, 89). iran’daki etnik topluluklarla ilgili
sağlıklı bilgilerin elde mevcut olmaması, konunun değerlendirilmesinin önündeki en büyük engel olarak durmaktadır. Yıllardan beri nüfus sayımlarında etniklik söz konusu olmamış, sayımlar eyaletlere göre düzenlenmiştir. Güvenilir ve resmî istatistiklerin bulunmayışı, tabiatıyla incelemeye ve objektif değerlendirmelere tam olarak imkân vermemektedir (Güneyli 2002, 125).  Bununla birlikte iran Millî istatistik Merkezi'nin 2006 yılındaki verilerine göre Batı Azerbaycan  eyaletinin nüfusu 2.873.459, Urmiye Şehrinin nüfusu ise 583.255 olarak görülmektedir.1
Netice itibarıyla Azerbaycan’ın batı bölgelerinin merkezi konumundaki Urmiye’nin, uzun tarihî serüveninde olduğu gibi günümüzde de Türk dili ve tarihi için büyük önem arz ettiğini ifade etmek mümkündür.
1 http://www.sci.org.ir/portal/faces/public/sci/sci.negahbeiran/sci.Population
KAYNAKLAR
BOZKURT, F.; Türklerin Dili, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, (2002).
CAFEROĞLU, A.; iran Türkleri, Türk Kültürü, S. 50, s. 125 - 134, Ankara, (1966). 
G KDAĞ, B. A.; Salmas A zı. Güney Azerbaycan Türkçesi zerine Bir inceleme, Karam Yayınları, Çorum, (2006).
G NEYLĠ, Y.; Ġran’da  Etnik Bölgeler Arasında Sosyo-Ekonomik Eşitsizlik, Kök Araştırmalar, s. 123-150, Ankara, (2002).
G RSOY, C. R.; Urmiye, Türk Ansiklopedisi XXXIII, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, (1984), s. 88-89.
HEYET, C.; Azerbaycan’ın Türkleşmesi ve Azeri Türkçesinin Teşekkülü, Yeni Türkiye (Türk Dünyası zel Sayısı. II.), Yıl 3, S. 16, Ankara, (1997), s.1645-1650.
K PR L , M. F.; Avşarlar, slam Ansiklopedisi  C. 2,MEB  Yayınları, İstanbul, (1979), s. 28-38.
MELeKZADE, T.; Tarihçe-i Darün-nişat-ı Urmiye, Urmiye, (2009).
MEMMEDOVA, G. N.; Urmiye Hanlığı, Türkler C. 7, (Editörler: Güzel, H. C., Çiçek,
K., Koca, S.), Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, (2002), s. 133-148.
MĠNORSKY, V.; Urmiye, slam Ansiklopedisi XIII, MEB Yayınları, Ankara, (1984), s. 59-65.
S MER, F.; O uzlar, Ankara  niversitesi Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi Yayınları,Ankara, (1972).
UZUN, E.; iran Avşarları, Türkler C. 20, (Editörler: Güzel, H. C., Çiçek, K., Koca, S.),Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, (2002), s. 652-657.
http://www.sci.org.ir/portal/faces/public/sci/sci.negahbeiran/sci.Population
Kaynak