۱/۱۶/۱۳۹۱

Urmiye’de “Sayalar” ve “Sayaçılar”


Talip DOĞAN
ÖZET
Urmiye, İran Azerbaycanı’nın önemli merkezlerindendir. Bu bölgedeki Türk varlığını, büyük oranda, Oğuz boylarından Avşarlar teşkil eder. Bölgedeki köy seyirlik oyunları çerçevesinde ele alınan saya geleneğinin menşei, Türklerin eski bolluk törenlerine ve animizm (canlıcılık) inançlarına dayanır. Kuzuların, gebe koyunların karnında yüz gün olduğu zamana rast gelen saya törenleri, bugün de Türk dünyasının büyük bir bölümünde halk tarafından bilinmekte ve bölgeden bölgeye değişmekle beraber belirli günlerde bazı kalıplaşmış davranış ve kıyafetlerle coşku içinde icra edilmektedir.
Dil, asırlar boyunca binbir tecrübe neticesinde inşa edilen kültürü, muhafaza ederek bugünlere taşımakla birlikte geleceğe de aktarır. Bu itibarla, her türlü soyut ve somut kültürel unsuru dilde, başka bir deyişle, nesilden nesile devredilen sözlü kültür ortamında bulmak mümkündür. Yaşayan fertlerin belleğine dayalı anlatıların kaynaklık ettiği sözlü tarih ise sözlü kültür ortamında oluşur. Bu yazıda, Urmiye bölgesindeki Türklerde tespit edilen saya geleneği, sözlü kültür/tarih bağlamında ve derlenmiş bir metin çerçevesinde sunulmaktadır.
“Sayalar” and “Sayaçılr” in Urmiye(West Azerbaijan)
ABSTRACT
Urmiye is the most important centre of Iran Azerbaijan. Turks living in Urmiye substantially come from Avşars of Oghuz Tribe. The origin of Saya tradition handled in the framework of village observation games in the region stands up to antique abundance ceremonies of Turks and animism beliefs. Saya ceremonies that come across the time when the duration of ship’s pregnancy is about a hundred have been known by the majority of Turkish world and changed from region to region and they have been performed enthusiastically with some stereotyped behaviours and clothes.
Language saves the culture built as a result of thousands of experiences for ages, it moves the culture to these days and transfers to the future. In this respect, it is available to find all the abstract and concrete cultural elements in the language, in other words, in the verbal culture transferred from generation to generation. Verbal history which is the source of narratives based on the memories of living persons develops in the verbal culture environment. In this paper, the “sayalar” and “sayaçılar” observed on Turks in Urmiye region have been put forward by a compile text and in the context of verbal culture/history.
Giriş
Urmiye, iran Azerbaycanı‟nın batı bölgesinde (Batı Azerbaycan eyaletinde) yer alır ve aynı zamanda bu bölgenin merkezi durumundadır. Batı Azerbaycan eyaletinin diğer önemli Şehirleri olarak Hoy, Makü, Salmas, Koşaçay, Mahabat, Uşnu, Sayın Kala, Sulduz ve Tikantepe gösterilebilir. Urmiye‟nin doğusunda Urmiye Gölü, batısında Türkiye ve Irak, kuzeyinde Salmas, güneyinde ise Uşnu yer alır. Urmiye Gölü, İran‟ın en büyük gölüdür ve içerdiği mineraller bakımından dünyada büyük öneme sahiptir. Burası ayrıca Nazlı Çay, Baranduz Çayı, Mahabat Çayı gibi zengin çaylarıyla bilinmektedir. Urmiye‟de yaşayan Türklerin geçim kaynakları ekseriyetle zanaat, ziraat, hayvancılık ve ticarete dayanır (Doğan 2010, 10-11). Uzun tarihî geçmişinde olduğu gibi Türkler, bugün de, Urmiye bölgesinin hâkim unsuru olmuşlardır. Urmiye‟de bulunan Türk varlığının esasını ise daha çok Avşar Türkleri teşkil eder (Caferoğlu 1966,127; Sümer 1972, 286-289; Kafalı 1972, 38-39; Köprülü 1979, 317; Melikzade 2010, 18). Bölgede Türklerin yanı sıra Yahudiler, Hristiyanlar (Nasturi, Süryani, Ortodoks, Katolik, Protestan), Ermeniler ve Kürtler yaşamaktadır (Minorsky 1984, 63).
Genellikle köy muhitlerinde yılın belirli günlerindeki birtakım törenlerle uzun kış aylarında, düğünlerde, bayramlarda eğlenmek ve vakit geçirmek için düzenlenen dram karakterli oyunlar köy orta oyunları, köy tiyatrosu, köylü temsilleri, köy seyirlik oyunları gibi terimlerle ifade edilir (Elçin 2001, 671; Artun 2009b, 200; Düzgün 2002, 313).
Köy seyirlik oyunları, toprağa ve hayvan kültürüne bağlı Türk köylüsünün, eski bolluk törenleri ile animizm (canlıcılık) inançlarını devam ettirdiği ritüel/büyü kökenli oyunlarıdır. Halk, bu oyunlara başlangıçta hayatının daha verimli olması maksadıyla dinî ve içtimaî bir takım zaruretler içerisinde iştirak etmiş; fakat daha sonradan o zaruretler ortadan kalkınca oyunların ortaya çıkış sebeplerini unutarak bir eğlence aracı olarak bakmayı yeğlemıştir.
Köy seyirlik oyunlarında, Türk‟ün tarih boyunca kültürünü inşa etmek için etkileşimde bulunduğu her medeniyet dairesinden izler görmek mümkündür. Milletler yeni bir dine geçerken eski inançlarına dair unsurları tamamen terk etmezler, onları yeni dinlerinin müsaadesi çerçevesinde çeşitli vasıtalarla yaşatmaya devam ederler (İnan 1954: 204). Bu, asırlardır İslam dairesinde yer almış Türkler için de geçerlidir. Türk‟ün eski hayatının bakiyesi niteliğinde birçok ananesi, bugünkü hayatında bir Şekilde yaşama fırsatı bulmuştur. Nitekim bu manada, köy seyirlik oyunlarının hayvan ve atalar kültünü yaşattığı gözlemlenir.
Köy seyirlik oyunlarının kendisi, köylüler tarafından oyun yapma, oyun çıkarma ve seyirlik oyun Şekillerinde zikredilmektedir (Karadağ 1978, 9; Artun 2009a, 35). Oyunlardan bazıları, koç katımı, saya ve döl olarak adlandırılan yılın belli dönemlerinde düzenlenir. Bu dönemlerin birincisi, üremenin başlangıcını; ikincisi, canlanmayı; sonuncusu ise doğumla birlikte gerçekleşen mutluluğu işaret eder.
Koç katımı tarihi, araştırmalara göre 1 Ekim ile 20 Kasım arasındadır. Koç katımında, koçlar ile koyunlar çiftleştirilir ve ilk günde bu iş için koç katımı adı verilen bir tören düzenlenir (Boratav 1997, 212). Bu törende halk, neşe ve Şetaretle sürüsünü alarak otlağa gider. Herkes allı güllü kıyafetler içinde coşkulu ve sevinçlidir. Koçlar, rengârenk boyalarla bezenir. Koçların boynuzlarına bereket sembolü niteliğinde elma, nar gibi yiyecekler takılır. Yine, koçlara kurdeleler bağlanır, koçların üzerlerine kız ve erkek çocukları bindirilir ki, bu ritüel, koçun erkeklik gücünü simgeler yahut da kuzulayacak koyunun diĢi olması arzusunu ifade eder. Koç katımında hep birlikte yenilir, içilir ve eğlenilir (Karadağ 1995, 66-67).
Saya, koç katımının yüz gün sonrasına rast gelmek suretiyle Türk dünyasının büyük bir bölümünde bilinmektedir. Bunun yanında, yılın belirli günlerinde bir takım kalıplaşmış davranışlarla halk tarafından sevinç ve coşku içinde kutlandığından dolayı, bir çeşit bayram kabul edilir. Ayrıca, koyunculukla uğraşılan bölgelerde varlığını bugün de sürdürür ve koyun yüzü, davar yüzü, tekecik, yüz kömbesi, çoban oyunu, saya, saya gezme, saya oyunu gibi adlarla dile getirilir. Saya törenleri, Azerbaycan sahasında yaylaya göç etme, koyunların kırpılması ve kuzuların doğumu sırasında da sergilenmektedir (Boratav 1997, 213; Düzgün 2002, 313-314).
Kuzular, gebe koyunların karnında yüz günlük olduğunda canlanmış kabul edilir, kuzuların tüylerinin çıktığına inanılır ve bu vesileyle saya gezme adı verilen Şenlikler düzenlenir. Saya gezmede, hayvanların yakında yavrulayacağı ve kış mevsiminin yarılandığı bildirilir; daha çok gençler tarafından olmak üzere, Yaradan‟dan bereket, bolluk ve uğur dilemek maksadıyla eğlenceler yapılır. Bu eğlencede çobanlar ve beraberindeki gençler, yöreden yöreye değişmekle birlikte, çeşitli kılık, kıyafet ve çalgılarla köylerde kapı kapı dolaşırlar, tekerleme ve tekerlemeye benzer Türküler söyleyerek ev sahibinden yiyecek ve bahşiş toplarlar. Evlere yapılan gezmeler esnasında bazı yörelerde Arap, Dede ve Gelin karakterleriyle oyunların oynandığı da olur. Sayacılar, köyü gezdikten sonra evlerden topladıklarını aralarında paylaşırlar ve yiyip içerek geç vakitlere kadar eğlenirler. Saya bayramı, koç katımından daha canlı ve coĢkulu kutlanmaktadır (Boratav 1997, 213; Albayrak 2004, 457). Çobanlık bayramları zincirinin son halkası olan döl müjdesi ise sayadan elli gün sonra, koyunların kuzulamaya başladığı günlere denk gelir. Bugün için, kuzuların doğması sebebiyle birtakım törenler yapılır; ancak bu törenler, bir bayram niteliği kazanacak kadar yoğunluk sergilememektedir.
Kökeni, kadim zamanlara uzanan saya geleneğinin Türk kültür coğrafyasında yaygın olduğu belirtilmişti. Kültür kavramına dair yapılan tanımlarda; bir milletin, yaşadığı tabiat üzerindeki farklı yaşama biçimi, dünya görüşü, tarihi, dini, dili ve benzeri ortak değerlerin toplamının o milletin millî kültürünü meydana getirdiği ifade edilmektedir. Her topluluk, birbirinden farklı unsurlardan müteşekkildir. Dolayısıyla maddi ve manevi bütün kültür ürünleri, ait olduğu topluluğun kimliğini temsil eder. Kültür sahasında var olan her unsurun yansımasını sözlü kültür ortamında bulmak mümkündür (Ersoy 2004, 102-110). “Sözlü gelenekte yer alan tamamen söz ile, kısmen söz ile ve tamamen sözsüz yaratılan ama sözlü geçiş ve iletişimle fertler arasında dolaşan veya nesilden nesile geçen tüm unsurlar yapı, muhteva, biçim ve fonksiyonları ne olursa olsun sözlü kültür kapsamındadır” (Yıldırım 1998, 87-101).
Sözlü tarih, sözlü kültür ortamı içinde oluşup geliştiği için sözlü kültür kümesinde değerlendirilir. Tarihin alanına, yazılı belgelerin yanında fertlerin belleğine dayalı anlatıları da dâhil eder. Dolayısıyla tarihe burada, yaşayan bellek kaynaklık etmektedir.
Dil, bir bakıma kültür dizini Şeklindedir. Çünkü, milletin asırlar içerisinde üretmiş olduğu soyut ve somut her türlü değeri dil denen hazinede bulmak/görmek mümkündür (Üçüncü 2004, 1-2). Umiye bölgesinde derlenmiş olan aşağıdaki metinde (Doğan 2010, 243-246), saya geleneği, sözlü kültür/tarih bağlamında verilmektedir. Zira, “sayalar” ve “sayaçılık” bugünlere, “ağ saġġallı babaların, ağ birçeĥli anaların” yâdlarından gelip çatmıştır. İncelemeye kaynaklık eden bu metin ayrıca, özgünlüğünün muhafaza edilmesi için, konuşurun ağız özellikleriyle birlikte aktarılmıştır. Bunun yanında, metindeki Türkiye Türkçesinde bulunmayan ve fonetik açıdan tanınamayacak durumda olan kelimelerin dipnotta karşılıkları gösterilmiştir:
(Konuşan: Mahmut Sadıkpur/Yaş 63, Urmiye Merkez)
Indi(1) size déyim hardan(2), kéçmiş ġedim(3) zamanlardan; sazlı, sözlü Şamanlardan. Esrimizden(4) çox çox uzax, islam, gelmemişden ġabax(5); onlar, gelib deste deste Azerbaycan dağlarını, odlu(6) sulu bağlarını sévib séçib ġalarmışlar. Döyüşlerde(7) at‿oynadıb düşmenlerin(8) ġarşısında māhir ġılış(9) çalarmışlar. Türk dilli, ağır‿élli o köçeri ġebîleler(10), mal davarı, tebieti(11) çox muġeddes(12) sayarmışlar. çoban‿olub dağda daşda sürülerin yayarmışlar. sayaçılıx, sayalar da
Hemanlardan(13) yādigardır, Şamanlardan yādigardır. Belke(14) hele yurdumuzda sayaçılar, géne vardır. onlar ġoşan sayaların heyif(15) çoxu, itib batıb(16); ancax bir‿az üzmeĥleri(17), ağ saġġallı(18) babaların, ağ birçeĥli(19) Anaların süzüb ġalıb yadlarında; esrimize gelib çatıP(20). hindüstan‟ın(21) xelġi(22) kimin(23) héyvanlara(24) boyun eyen, ġoyunlara nenem déyen; adı belli, Şirin dilli sayaçılar; söz sinede ġatar ġatar, gezib yurdu diyar diyar; aya, güne, dağa, daşa, yéle, suya, ġurda, ġuşa, denizlere, ġar, yağışa, méşelere başdan başa gözel sözler ġoşarmışlar(25). gah yaylaxda gah ġışlaxda çadır ġurub yaşarmışlar. ġış ġurtarıb(26) yaz gelende, tebiet; üze(27) gülende, o, gelerdi bizim kende(28). güler‿üzlü, sine sözlü; mahal mahal(29), oba oba, ġapı ġapı gezerdi o. neğmeleri inci kimi(30) mehāretle düzerdi, o, oxuyardı gözel saya. él, gelerdi tamaşaya(31).
Salameléyk(32) say beyler, birbirinen yéy beyler(33)! sayaçı memmed geldi, xéyr-i bereket geldi. gözel‿olsun halınız, açsın ġara malınız, safa olsun yurdunuz, ulamasın ġurdunuz. Sayaçıya pay vérin(34), çöreĥ(35) vérin, çay vérin, bu tekeme tay vérin. bu sayax, o sayaçı, oxuyub reġs‿éderdi(36), özüne(37) pay dilerdi. bi gözel Şéytan teke, ġaşları ġéytan(38) teke, gözleri mercan teke, boğazı zınġırōlí(39), tüĥleri(40) xōlı xōlí(41), başı ipeĥ kakıllí(42), bezeĥli(43), xallı bıllí(44), eyreti ġıllı teke, uzun saġġallí teke; onun sāhir(45)‿eliyle, neğme ġoşan(46) diliyle texd‿üsde(47) oynıyardı. Yaxçı(48) yadımda vardı. memmed kişi, coşardí, tekeye söz ġoşardí:
bu teke, axta(49) teke; boynunda noxta teke,
ġul olar gah satılar, gah çıxar texte teke.
bu tekem, ōyun‿éler, ġurdiyle ġōyun‿éler,
yığar gîlan(50) düyüsün(51); çepişin(52) tōyun‿éler.
tekem,‿oynar toz‿éler, bayramı péşvaz‿éler(53),
toplayar ġış zumarın(54), ġışı onla yaz‿éler.
bu tekem, ārıx(55) tekem, dabanı yārıx tekem,
tüĥleri çadır cécim(56), derisi çarıx tekem.
bu tekem, gözel tekem, tekemin nazın çekem;
bu tekem de olmasa, dünyada tekem tekem.
Béleliĥle(57) bu neğmekar, dolanardı diyar diyar, behre(58) véren héyvanlara, ġoyun, ġuzu, çobanlara saya ġoşub‿oxuyardı, oxuyarken‿oynıyardı; o oxuyan sayalardan xātirimde hele vardı:
-nenem‿ay xallı géçi, memesi ballı géçi, ġayaların başında tutub yallı(59) géçi. nenem‿ay deli ġoyun, südü mezeli(60) ġoyun, gelinler; cüzeminnen(61) toxuyar(62) xeli(63) ġoyun. nenem‿ay nazlı ġoyun, ġerġavul gözlü(64) ġoyun, peniri(65) kesme kesme, ġatığı(66) üzlü ġoyun. sürünün gözü ġoyun, dolan gel düzü ġoyun, ilde(67) bir cüt(68) bala(69) doğ, sévindir bizi, ġoyun. canım‿ala baş ġoyun, gözü ġelem(70) ġaş ġoyun, ġaranlıx gécelerde çobana yoldaş ġoyun. altı bulax(71) içerem, üsdü zemi(72) biçerem, komuna(73) ġurT düşende öz canımnan géçerem. sürünün tozu geldi, yayıldı düzü geldi, çobanın ġucağında bir emliĥ ġuzu(74) geldi. yiyib dağlar gülüni, süTle dolub yélini(75), onu sağan gelinin xınalayım(76)‿elini. gelinin dodağı bal, durub ġabağımda(77) lal, gelin téz‿ol; pay geti(78), sayaçını yola sal. bu tekenin bendi var, min bir cüre(79) fendi(80) var, har ġapıda oynasa; bir nalbeki(81) ġendi(82) var. menim tekem delidir, edāsi gülmelidir, tekeme bal getiren néce de selġelidir(83).
pay getiren gelini sayaçı, çox öyerdi(84). ona neğme diyerdi. yumurtadan, buğdadan(85), undan, yağdan,‿arpadan öz payını alardı, xurcununa(86) salardí. pay vérmiyen kimseni, ġırnısı(87) hex(88) keseni ġarġıyıb89 hecv‿éderdi, göreĥ neler déyerdi:
-téline gül bağlar tekem, buynuzların yağlar tekem, ġırnıs‿olan)90(‿arvadların çölmeyine)91 )ġığlar(92) tekem. mal naxıra(93) ġatmasın, muradına çatmasın, payımı kesen‿arvad, kişisiyle(94) yatmasın. nenem ġoyun, téz doğsun, ay doğsun, ulduz(95) doğsun, pay véren bir cüt‿oğlan, pay vérmiyen ġız doğsun. tekemin‿unu gelsin, bir döşeĥ yünü gelsin, pay vérmiyen gelinin üsdüne güni(96) gelsin. gelin, ġolbağın(97) vérsin, ġoyunun yağın vérsin, boş ġaytarsa(98) tekemi, eri; talağın(99) vérsin. bu gelin, urmuludur(100), pinti, boğaz ġuludur, tekem; onnan küsübdür, dili tikan(101) koludur. bu tekem, yiyer yatar, oynayar Şıllağ‿atar(102), gezeyen(103)‿arvadlara söz ġoşar ġatar ġatar. tekem, niye xar(104) yésin, alma yésin, nar yésin, tekemün payın yiyen; görüm; zehrmar(105) yésin. sayaçının sözleri, daha burda biterdi, yolun tutub géderdi, gözümüzden‿iterdi(106). biz, yolun gözleyerdiĥ, könlümüzde(107) diyerdiĥ: birde haçan(108) geleceĥ, bize saya diyeceĥ. saya, yaxşı sayadır, yéri, yurdu ġayadır. sayaçının sözleri, yatannarı oyadır(109).
Sonuç
Sayaların Azerbaycan sahasında; çoban sayası, bayram sayaları, yas sayaları, yağış sayaları, yağış kesme sayaları, meclis sayaları Şekillerinde türleri bulunmaktadır (Kalafat 2011, 6). Urmiye bölgesinden derlenen bu çoban sayasında öncelikle, saya geleneğinin ġamanlardan yadigâr olduğu kanaatinin halk dilinde yaşaması, atalar kültünün varlığını göstermesi ve inanç hafızası açısından oldukça dikkate değerdir.
Azerbaycan sahasındaki diğer saya metinlerinde olduğu gibi (Düzgün 2005, 26-27) burada da herhangi bir zaman dilimine dikkat çekilmemektedir. Fakat Anadolu‟da “100 gün”ün bilhassa belirtildiği görülür ve saya metinlerindeki “koyunumuzun yüzü yetti” yahut “elli gün kaldı” deyişleri bunun için kullanılır.
Yüksek ovalara ve yaylalara sahip bozkır coğrafyasında Türk ekonomisinin temelini, iklim Şartlarından dolayı çobanlık ve hayvan yetiştiriciliği oluşturmuştur. Yetiştirilen hayvanlar arasında ise en büyük önemi, Türk sosyal hayatında, at ile birlikte koyun taşımaktaydı (Kafesoğlu 1997, 317). Bu suretle metinde dikkat çeken hususlardan biri de, özellikle koyunların övülmesi ve kıymetinden bahsedilmesidir. Koyunun hem sütünden hem de yününden yararlanıldığı, “altı bulax içerem, üsdü zemi biçerem” deyişiyle sanatkârane bir Şekilde ifade edilir. Ayrıca onların “nenem ġoyun, téz doğsun”, “bir cüt bala doğ, sévindir bizi, ġoyun” Şekillerinde doğurmasını arzu etmekle, bolluk ve bereket temennileri dile getirilmektedir.
Eski Türkler, tabiatta dağ, tepe, kaya, vadi, ırmak, su kaynağı, mağara, ağaç, orman, göl, deniz, demir gibi bir takım gizli kuvvetlerin var olduğuna inanmışlar ve bu kuvvetleri aynı zamanda birer ruh olarak addetmişlerdir. Bunun yanında güneş, ay, yıldız, gök gürültüsü, Şimşek gibi ruh-tanrılarını tasavvur etmişlerdir. Metinde “aya, güne, dağa, daşa, yéle, suya, ġurda, ġuşa, denizlere, ġar, yağışa, méşelere” güzel sözler söylenmesi, onların canlı sayıldıklarına ve mukaddes görüldüklerine işarettir.
Sayacının “ulamasın ġurdunuz” dileğinde bulunması ise kurda karşı saygı gösterildiğini bildirir. Bu saygı, kurdun, yüz binlerce baş sürülerin otlatıldığı bozkır yaylalarının korkulu hayvanı olmasından neşet ediyor görünmektedir.
Yine sayacının, raks ederek pay dilemesi söz konusudur. Bu da ritüel/büyü kökenli oyunlarda dansın önemli bir yer tuttuğunu gösterir (Elçin 1991, 31).
Metinde pay veren kişinin güzel dileklerle övüldüğü ve alkışlandığı, pay vermeyenin ise türlü yollarla kargışlandığı görülür. Bunlar da Türk halk kültürünün yaygın motiflerindendir.
Dipçeler:
1-  indi: Şimdi
2 - hardan: nerden
3 - ġedim: kadim (< Ar. ḳadîm)
4 - esir: asır (< Ar. „asr)
5 - gelmemişden ġabax: gelmeden önce
6 - odlu: ateşli
7 - döyüş: savaş, cenk
8 - düşmen: düşman (< Far. duşmān)
9 -  ġılış: kılıç
10 - köçeri ġebîleler: göçebe boylar (< Ar. ḳabîle)
11 - tebiet: tabiat (< Ar. tabîat)
12 - muġeddes: mukaddes, kutsal ( Ar. muḳaddes)
13 - hemanlardan: söylediklerimizden
14 - belke: belki
15 - heyif: vah, heyhat, yazık (< Ar. hayf)
16 - itib batıb: kaybolup
17 - üzmeĥ: ayrılmış, koparılmış, muhafaza olunmuş
18 - ağ saġġallı: ak sakallı, yaşlı
19 - ağ birçeĥli: ak saçlı
20 - çat-: ulaşmak
21 - hindüstan: Hindistan
22 - xelġ: halk (< Ar. halḳ)
23 - kimin: gibi
24 - héyvan: hayvan
25 - söz ġoş-: söz söylemek
26 -  ġurtar-: bitirmek, tamamlamak
27 - üz: yüz
28 - kend: köy (< Soğd. kent)
29 - mahal mahal: yöre yöre, bölge bölge (< Ar. mahall)
30 - kimi: gibi
31 - tamaşa: temaşa (< Far. temāşā)
32 - salameléyk: Selamün aleyküm
33  - birbirinen yéy: biri diğerinden daha iyi
34 - pay vér-: ikram etmek
35 - çöreĥ: ekmek
36 - réġs‿ét-: oynamak (< Ar. raḳs)
37 - özüne: kendine
38 - ġaşları ġéytan: kaytan kaşlı, ince ve uzun kaşlı
39 - zınġırōlí: zilli, çanlı (< Far. zıngırov)
40 - tüĥ: tüy
41 - xōlı xōlí: biçimli, düzgün, mevzun
42 - kakıllí: kâküllü (< Far. kākul)
43 - bezeĥli: süslenmiş, süslü
44 - xallı bıllí: benekli
45 - sāhir: sihirbaz, büyücü (< Ar.)
46 - neğme ġoş-: güzel, ezgili ses çıkarmak
47  - texd‿üsde: taht, koltuk üstünde (< Far. taht)
48  - yaxçı: iyi, güzel
49 - axta: kısır
50  - gîlan: Hazar denizinin güneyinde olan vilayet
51 -düyü: düğü, ince bulgur
52 - çepiş: bir yaşında keçi
53 - péşvaz‿éle-: karşılamak (< Far. pîşvāz)
54 - zumar: kış günleri için tedarik edilen yiyecek
55 - ārıx: zayıf, cılız, sıska
56 - cécim: kilim
57 - béleliĥle: böylelikle
58 - behre: fayda, menfaat
59 - yallı: halay
60 - mezeli: tatlı, lezzetli
61 - cüzem: koyun ve kuzu yünü (< güzem)
62 - toxu-: dokumak
63 - xeli: halı
64 - ġerġavul gözlü: sülün gözlü
65 - penir: peynir
66 - ġatıx: yoğurt
67 - il: yıl
68 - cüt: çift (< Far. cuft)
69 - bala: yavru, kuzu
70 - ġelem: kalem
71 - bulax: çeşme, pınar
72 - zemi: tarla
73 - kom: koyun ve kuzu yatağı
74 -emliĥ ġuzu: süt emme çağında olan kuzu
75 - yél: meme
76 - xınala-: kınalamak
77 - ġabax: ön, karĢı
78 - pay getir-: pay getirmek (ikram getirmek)
79 - min bir cür: bin bir tür (< Far. cūr)
80 - fend: düzen, hile (< Far. fend)
81 - nalbeki: tabak
82 - ġend: Şeker (< Ar. ḳand)
83 - selġeli: temiz, tertipli, düzenli
84 - öy-:övmek, methetmek
85 - buğda: buğday
86 - xur: kıl veya yün dokunmuş heybe (< Ar.)
87- ġırnıs: cimri, hasis
88 - hex: hak (< Ar. haḳḳ)
89 - ġargı-: ilenmek, lanetlemek
90 - ġırnıs‿ol-: cimri olmak
91 - çölmek: çömlek
92 - ġığla-: pislemek
93 - naxır: büyük baş hayvan
94 - kişi: koca
95 - ulduz: yıldız
96 - güni: haset
97 -ġolbağı: bilezik
98 - ġaytar-: geri çevirmek, döndürmek
99 - talağın vér- : boşamak (Ar. talāḳ)
100 - urmulu: Urmiyeli
101 -tikan: diken
102 - Şıllağ at- : zıplamak, sıçramak
103 - gezeyen: gezip tozan, dolaşan
104 - xar: diken (<Far. hār)
105 - zehrmar: zehir, yılan zehri (<Far. zehr+mār)
106 -it-: yitmek
107 - könül: gönül
108 - haçan: ne zaman
109 -oyad-: uyandırmak
KAYNAKÇA
ALBAYRAK Nurettin (2004). Ansiklopedik Halk Edebiyatı Terimleri Sözlüğü, İstanbul: L&M Yayıncılık.
ARTUN Erman (2009a). Türk Halk Edebiyatına Giriş, istanbul: Kitabevi Yayınları.
ARTUN Erman (2009b). Anonim Türk Halk Edebiyatı Nesri, İstanbul: Kitabevi Yayınları.
BORATAV Pertev Naili (1997). 100 Soruda Türk Folkloru, İstanbul: Gerçek Yayınevi.
CAFEROĞLU, Ahmet (1966). “İran Türkleri”, Türk Kültürü 50, s. 125-134.
DOĞAN Talip (2010). Urmiye Ağızları, YayımlanmamıĢ Doktora Tezi, Kırıkkale: Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
DÜZGÜN Dilaver (2002). “Törensel Nitelikli Köy Seyirlik Oyunlarının Kaynakları”, Türkler Ansiklopedisi, C. 18, Ankara: Yeni Türkiye Yayınları, s. 313-320.
DÜZGÜN Dilaver (2005). “Türkiye ve Azerbaycan Sahalarında Uygulanan Saya Geleneğinin Karşılaştırmalı Tahlili”, Milli Folkor 65, Bahar, s. 24-29.
ELÇiN, ġükrü (1991). Anadolu Köy Orta Oyunları, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.
ELÇĠN ġükrü (2001). Halk Edebiyatına Giriş, Ankara: Akçağ Yayınları.
ERSOY Ruhi (2004). “Sözlü Kültür ve Sözlü Tarih İlişkisi Üzerine Bazı Görüşler”, Milli Folkor 61, Bahar, s. 102-110.
İNAN, Abdülkadir (1954). Tarihte ve Bugün Şamanizm: Materyaller ve Araştırmalar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.
KAFALI Mustafa (1972). “Azerbaycan ve Azeri Türkleri”, Töre 16, Eylül, s. 38-39.
KAFESOĞLU, İbrahim (1997). Türk Millî Kültürü, Ankara: Ötüken Yayınları.
KALAFAT Yaşar (2011). Türk Kültürlü Halklarda Orta Asya’dan Orta Doğu’ya İnanç Göçü, Ankara: Berikan Yayınevi.
KARADAĞ Nurhan (1978). Köy Seyirlik Oyunları, Ankara: Türkiye iş Bankası Kültür Yayınları.
KARADAĞ Nurhan (1995). “Türk Tiyatrosunun Kut-Törensel Kaynakları ve Köylü Tiyatrosu”, Tiyatro Araştırmaları Dergisi 112, s. 65-75.
KÖPRÜLÜ Mehmet Fuat (1979). “Avşarlar”, İslam Ansiklopedisi, C. 2, İstanbul: MEB Yayınları, s. 28-38.
MELiKZADE Tohid (2009). Tarihçe-i Darün-nişat-ı Urmiye, Urmiye.
MiNORSKY Vladimir (1984). “Urmiye”, İslam Ansiklopedisi, C. 13, Ankara: MEB Yayınları, s. 59-65.
ÜÇÜNCÜ Kemal (2004). “Sözlü Kültür/Tarih Bağlamında Edebî Bir Metin Olarak Otman Baba Vilâyetnâmesi”, Bilig 28, Kış, s. 1-27.
YILDIRIM Dursun (1988). “Tarih Yazımı ve Sözlü Ortam Kaynakları”, Türk Bitiği: Araştırma/İnceleme Yazıları, Ankara: Akçağ Yayınları, s. 87-101.
ÇEVİRİ YAZI İŞARETLERİ VE KISALTMALAR
ä  ==>  a - e arası ünlü
å  ==> a - o arası ünlü
é ==> kapalı e ünlüsü
e̊  ==> e - ö arası ünlü
í ==>  ı - i arası ünlü
ó  ==> o - ö arası ünlü
ĩ  ==> u - ı arası ünlü
ú ==>  u - ü arası ünlü
ỉ  ==> ü - i arası ünlü
ā ==>  uzun a ünlüsü
ē  ==> uzun e ünlüsü
ê ==>  uzun kapalı e ünlüsü
ī  ==> uzun ı ünlüsü
î ==>  uzun i ünlüsü
ō  ==> uzun o ünlüsü
ȫ ==>  üzün ö ünlüsü
ū ==>  uzun u ünlüsü
ǖ  ==> uzun ü ünlüsü
ĭ ==>  kaybolmak üzere olan ı ünlüsü
į  ==> kaybolmak üzere olan i ünlüsü
ḇ ==> b - v arası ünsüz
ć ==>  c - j arası ünsüz
Ç ==>  ç - c arası ünsüz
P ==>  b - p arası ünsüz
ģ  ==> g - c arası ünsüz
K  ==> k - g arası ünsüz
T ==>  t - d arası ünsüz
қ  ==> k - ç arası ünsüz
ġ  ==> art damak g ünsüzü
ḳ  ==> art damak k ünsüzü
x  ==> art damak h ünsüzü
ĥ ==>  sızıcı ön damak h ünsüzü (k - h arası)
ħ  ==> x - h arası ünsüz
ŕ  ==> r - l arası ünsüz
ṟ ==>  r - y arası ünsüz
ĺ  ==> ince l ünsüzü
ḩ  ==> düĢmek üzere olan h ünsüzü
ҳ  ==> düĢmek üzere olan x ünsüzü
ļ  ==> düĢmek üzere olan l ünsüzü
ņ  ==> düĢmek üzere olan n ünsüzü
ŗ  ==> düĢmek üzere olan r ünsüzü
ṿ ==>  düĢmek üzere olan v ünsüzü
ỵ ==> düĢmek üzere olan y ünsüzü ayın ( (ع
‿==> ulama iĢareti
< ==> bu Ģekilden gelir.
Ar. Arapça
Far. Farsça
Soğd. Soğdça

۱۲/۲۷/۱۳۹۰

یئنی گون یا نوروز در فرهنگ ترکان

اومود اورمولو 
در هر دوره ای تغییراتی که در زمین و محیط پیرامون رخ می داده سبب تاثیر پذیری انسان ها و جوامع می شده است. بشر اولیه که مفهوم زندگی را با این تغییرات و دگرگونی ها همعرض می دانست در جستجوی راههائی برای آشتی با این نیروی طبیعی بوده و برای کم کردن عوارض بد ناشی از این تغییرات راه حل های متفاوتی را در پیش می گرفته است. تقلید، تحرک، تقدس دسته جمعی، شکران نعمت، دعا و ... از جمله تاکتیک های انسانها و جوامع اولیه با این گونه دگرگونی های طبیعی بوده است. 
تفکر و تامل کردن فرد را برای زندگی در اجتماع آموزش می دهد. زمانیکه فردها در کنار هم قرار گرفته و تشکیل اجتماعی را معنا می سازند پل های ارتباطی بین این فردها جزء عوامل مهم همبستگی و اتحاد می باشد. روند حفظ و گسترش آداب و رسوم اجتماعات، تازگی باورها سبب حفظ پایه های آداب و مراسم اجتماع شده و همبستگی اجتماعی را تقویت می بخشد. هر فردی که در این آداب و رسوم جمعی اجتماع خود اشتراک داشته باشد خواسته یا ناخواسته احساس خوشبختی از اینکه جزئی از اجتماع می باشد را به یدک می کشد. خصوصیات و ویژگی های تمامی مراسم و آداب با تفاوتی ها که دارند تنها هدف مشترکشان اجتماع بین افراد و تقویت پل های ارتباطی بین اجتماع می باشد که این نیز به نوبه خود تفکر اجتماعی و شعور جمعی اجتماعی را بسط می دهد. هر مراسم سمبلی را در خود نهفته دارد که شادی، غم، برکت و ... اجتماع را در خود متبلور ساخته و نشان های سیستم های باور و اعتقادی گذشته با خود به ارمغان داشته است.
ریشه مراسمات اجتماعی تا به دوران شکار برمی گردد. انسان شکارچی برای ازدیاد و برکت شکار خود از نیروهای غیرطبیعی مدد ویاری می جسته است. زمانیکه فرهنگ شکار و شکارچی به فرهنگ کشاورزی مبدل می شود اینبار نیز این مراسم برای افزایش برکت و روزی بزرگ داشته می شده است. در این دوره انسان تغییرات فصول را بر کاهش و یا افزایش محصول دانسته و برای مثال برای بارش و طلب باران، افزایش بهره دهی خاک و ... مراسمات خاصی را اجرا می کرده است.
در فرهنگ ها و مدنیت های مختلف تغییرات فصول همراه با مراسماتی بوده است. تکرار زنده شدن دوباره طبیعت و تغییرات فصول در انسان اولیه همراه با شادی و شعف بوده است و در فرهنگ ترکان قبل از ورود اسلام نیز این جان گیری طبیعت با مراسمات متعددی بزرگ داشته می شده است. ترکان پس از قبول اسلام موفق به قبولاندن بسیاری از عادات و رسوم خود به این دین شداند. پس از قبول اسلام بسیاری از خصوصیات و ویژگی های آئین ها و رسوم ترکان نیز در جهت آداپته شدن با این باور جدید دچار دگرگونی های مختلفی شده است و این خاص به اجتماع ترک نبوده و در دیگر اجتماعات نیز عیناً تکرار شده است. انسانی که برای گذارن زندگی به فرهنگ کشاورزی روی آورده و تغییرات فصولی یکی از عوامل مهم افزایش بهره وری وی از خاک بوده بناچار و بنا به شراطی طبیعی که انسان را به طبیعت پیوند می داده است شروع به ایجاد تقویم های فصلی نموده است. اولین تقویم انسانی بر پایه جان گیری دوباره طبیعت بوده است.
آداب و رسوم در بین اجتماعات خاصیت پیوستگی کسب کرده و به عنوان یکی از عناصر فرهگی و هویتی آن اجتماع مبدل گشته اند. بزرگداشت گشایش بهار چه در اجتماعات قدیمی گذشته و چه حال در اجتماع ترک، ادبیات، زبان، آداب و رسوم ملل ترک نیز به صورت پیوسته بوده و با دگرگونیهائی همراه بوده است. 
شروع زنده شدن طبیعت که مصادف با برابری روز و شب می باشد از گذشته های دور طی مراسماتی که در هر یک از ملل ترک به صورت مجزا بزرگ داشته می شده است ارج نهاده میشد. هر یک از ملل مختلف ترک در منطقه جغرافیائی که می زیسته اند بنا به بسیاری از مسائل نام مختلفی را به این تحول می داده اند که از این نام های متفاوت می توان به اسامی نظیر یئنی گون، سلطان نوروز، باهار بایرامی، جیلقایاق، ایل باشی، نوروز، ارگنه قون، بوزقورد، چاغان، دیریلیش، ارکین گون، قورتولوش گونو، گون دونومو،  ایلک یاز بایرامی، مرکس، مصیر بایرامی، میرام، نئوروز، نوی-نوز، سلطان مئوریز، ته زه ایل، اولوس گونو، یوروک بایرامی و ... اشاره داشت.        
یئنی گون که در بسیاری از فرهنگ های مختلف ملل دنیا به عنوان دگرگونی در طبیعت بزرگ داشته می شود با توجه به وضعیت اقتصادی، باوری، زیرساخت ایدئولوژیک و فرهنگی اجتماع و .. ارج نهاده می شود. در آسیا و آسیای میانه مراسم بزرگداشت یئنی گون دارای شباهت های بسیاری بوده است. یئنی گون بهمراه ملل ترک منطقه و دنیا در بین ملل ایران، آناطولی، بالکان نیز پاس داشته شده و برگزاری این مراسم به سبب بسیاری از بده بستانهای تاریخی در ملل این منطقه دارای شباهت هائی در عین تفاوتها می باشد به طوریکه یئنی گون جغرافیائی شامل شمال غربی آسیا تا مرکز اروپا و بین باورهای شامانیست، بودایست، یهودی، مسلمان، مسیحی و ... دربر می گیرد. بنا بر منابع قدیمی چینی یئنی گون به شکل امروزی میراث دار فرهنگ ترکان هون در ترکستان شرقی چین می باشد که ابتدا به صورت منطقه ای و سپس به صورت گلوبال ظهور کرده است. بر اساس منابع چینی قدیمی ترکان هون برای روز 21 مارس خوراکی ها مختلفی را آماده کرده و به صورت دسته جمعی به شادمانی می پرادخته اند. 
نوروز کلمه ای فارسی می باشد که از دو جزء نو+روز تشکیل شده است. بسیاری بر این باورند خود نوروز ترجمه شده مفهوم یئنی گون ترکی می باشد چون بر خلاف قواعد زبان فارسی صفت قبل از اسم آمده و احتمال ترجمه شدن این کلمه را می افزاید. بنا بر تحقیقات انجام شده علت گسترش این کلمه فارسی در حالی که کلمات متعددی در زبان ترکی و ملل ترک دنیا برای نامیدن این مراسم موجود بوده است را وام گیری زبانی واژها، در هم تنیده شدن بسیاری از فرهنگ ها در این منطقه بیان می شود.    
یئنی گون قبل از اسلامیت:
مفهوم یئنی گون را قبل از اسلامیت می توانیم بدین صورت بیان کنیم که یئنی گون در اجتماعاتی که با حیوان داری و کشاورزی امرار معاش می کرده اند نوعی باور نسبت به افزایش برکت و روزی بوده است. بیشتر قبل از اسلامیت جوامع برای دفع بلاها و آشتی با دگرگونی های طبیعت یئنی گون را بزرگ می داشته اند. برای مثال در قبل از اسلامیت عده ای بر این باور بودند که پریدن از روی آتش گناهها را از بین می برده است چون آتش یکی از عوامل ایجاد حیات بوده و مقدس می باشد. در عین حال شروع بهار نیز نشان از تغییر دگرگونی طبیعت و یا به نوعی زنده شدن دوباره طبیعت می بوده است.
در قبل از اسلامیت بعضی از باورهای مرتبط با یئنی گون را به ترتیب زیر شمرد:
1- روز 21 مارس مصادف با روز خروج از ارگنه قون بوده و ترکان این روز را با عنوانی نظیر روز قورتولوش ارج می نهادند.
2- در تقویم 12 حیوانی ترکی در روز 21 مارس روز و شب برابر بوده و ترکان این روز را بزرگ می داشته اند.
3- روز اتمام فصل زمستان و شروع فصل کوچ و احیای طبیعت برای ترکان از اهمیت ویژه ای برخوردار بوده است.
یئنی گون پس از اسلامیت:
ترکان که از آسیای میانه به سمت جغرافیای فوق که محل زندگی ترکان می باشد در حال کوچ بوده اند و در این کوچ اجتماعی نیز از کنار فرهنگ های متفاوتی گذشته و داد و ستدهای مختلف فرهنگی را شاهد بوده اند. این روند همراه با ظهور اسلامیت بوده است که مراسم یئنی گون همراه با باور اسلامیت در هم تنیده شده و به شکل تقریباً امروزی به ارث رسیده شده است .یئنی گون پس از اسلامیت همراه با معانی گذشته خود مفاهیم جدید را نیز در برگرفته است.    
پس از قبول اسلامیت نیز فلسفه یئنی گون همراه با افسانه های زیر بیان شده است:
1- خداوند زمین را در روز 21 مارس ایجاد کرده است و ستارگان و خورشید در این روز زاده شده اند.
2- حضرت آدم در روز 21 مارس بوجود آمده است.
3- پس از خوردن میوه ممنوعه توسط حضرت آدم و حوا خداوند این دو را در روز 21 مارس مورد عفو خود قرار داده است.
4- حضرت نوح پس از طوفان نوح در این روز قدم به زمین گذاشته است.
5- در روز 21 مارس حضرت یونس از شکم ماهی غول آسائی که وی را بلعیده بود به بیرون آمده است.
6- حضرت یوسف که از طرف برادرانش در چاهی انداخته شده بود در این روز موفق به نجات از چاه شد.
7- در چنین روزی حضرت موسی دریا را با استفاده از عصای خویش شکافته است.
8- در چنین روزی حصرت محمد به پیغمبری برگزیده شده است.
9- روز زاده شدن حضرت علی و روز ازدواج با حضرت فاطمه می باشد.
موارد بر شمرده شده بالا تمامی افسانه ها و باورهای مرتبط با یئنی گون پس از ورود اسلامیت نمی باشد برای مثال در قزاقستان طی افسانه ای یئن گون را روز تولد دده قورقود می نامند.
یئنی گون یا نوروز در ادبیات ترک:
فرهنگ یئنی گون در ادبیات تورک نیز دارای تعاریف و مشخصات خاص خود می باشد و در بسیاری از منابع نوشتاری که تا به امروز حفظ شده اند ردپای یئنی گون را می توان در
اشعار، قصیده ها، متون درباری، ادبیات فولکوریک، سفرنامه ها و ... مشاهده نمود.
دو تن از شاعران بزرگ ترک نظامی گنجوی (1214-1150) در "اسکندرنامه" و علی شیر نوائی (1501-1441) در اثر "سد اسکندر" یئنی گون یا نوروز را جشن بزرگ و ملی وصف می کنند. 
در زمان امپرطوری عثمانی برای ارج نهادن به بزرگان دربار شعرا به هنگام یئنی گون اشعاری با نام "پیشکش نوروزیه" می سرودند که بیشتر در وصف یئنی گون و پادشاه مربوطه می بوده است.  
در آزربایجان جنوبی و در شهرهائی نظیر خوی، مرند در هنگام یئنی گون نغمه هائی به مانند زیر از طرف خلق ترک سروده می شود: 
گلیر نوروز بایرامی – عید نوروز می آید
آچیلار گول له ر هامی – تمامی گلها شکفته می شوند
ساخلا گلین آنامی – ای عروس مادرم را به تو می سپارم
آنامی، هم آتامی – هم مادرم و هم پدرم
نوروز گلیر، یاز گلیر – بهار به همراه نوروز می آید  
نغمه گلیر، ساز گلیر – ساز و نغمه می آید
باغچالاردا گول اولسون! – در باغچه ها گل بشکفد
گول اوسته بولبول اولسون! – در روی گل نیز بلبل می نشیند
نوروز، نوروز خوش گلدین – ای نوروز خوش آمدی
خوش گلدین، بوش گلدین – خوش آمدی، تهی آمدی
بوش گلدین، دولو گلدین – تهی آمدی ، لبریز آمدی 
بول گلیدن، سولو گلدین – لبریز آمدی، پربرکت آمدی
از شاعران ترک آزربایجان جنوبی نیز استاد محمد حسین شهریاد در اثر بی بدیل خود به نام "حیدر بابایا سلام" به بهترین وجه ممکن زوایای آداب و رسوم مراسم یئنی گون را با صاف ترین کلمات و عبارات به تصویر کشیده است.
بایرام یئلی چارداخلاری ییخاندا
نوروز گولو ، قار چیچه یی چیخاندا
آغ بولودلار کوینک له رین سیخاندا
بیزده ن ده بیر یاد ایله یه ن ساغ اولسون 
دردله ریمیز قوی دیکیلسین داغ اولسون
یومورتانی گویچه ک گوللو بویاردیق
چاقیشدیریب سینانلارین سویاردیق
اویناماقدان بیرجه مه یه ر دویاردیق
ایرضا منه نوروز گولو ده ره ردی
نوروز ائلی خرمنده ول سوره ردی
گاهدان یئنیب کوله ش له رین کوره ردی
داغدان دا بیر چوبان ایتی هوره ردی
اوندا گوردوم اولاق اولق ساخلادی
داغا باخیب قولاخلارین شاخلادی
محمود کاشغری در اثر گرانبهای "دیوان الغات ترک" خود نیز به موضوع یئنی گون و دگرگونی طبیعت نیز پرادخته و با این ابیات به موضوع می پردازد:
تورلوگ چیچک یاریلدی – در بهار انواع گل ها شکوفه می دهند 
بارچین یادخیم کئریلدی – به مانند اینکه از کرمی ابریشم نهان گشته
اوچماق یئری کوُرولدو – محل جنت و بهشت نمایان شد
توملوق یانا کلگه سوز – و سرما هیچ وقت نخواهد آمد
شاه اسماعیل صفوی در ابیاتی یئنی گون را چنین توصیف می کند:
گلدی نو روزو باهارو احدو دئوری دوست کام  
یار اه لی تک یئر اوزو نقش و نیگار اولدو گینه
اسراء دان به ری گلن نوروز یدین شاها یئتن
هی قاضیله ر سادجه قیلون قاضی له ر دئین  شاه منم
فضولی دیگر شاعر ترک یئنی گون را بدین گونه به تصویر می کشد:
هر گون آچار گونلومو ذووقی ویصالین یئنله ده ن
گه رچه گول له ر آچماغا هر ایلده بیر نوروز اولور 
علی شیر نوائی که یکی از شاعران ادبیات چغتائی می باشد نیز ابیاتی در وصف یئنی گون به ترتیب زیر دارد:
واصلی آرا قوردوم رنگ امیش بویونا ساچس
تورکون تنگ اکزان ظاهیر اولور بولادی نوروز
هر گونون قدر چلوبان
هر گونون نوروز اولسون
نور علی کابلی از شعرای ترک ازبک نیز در وصف یئنی گون چنین ابیاتی را سروده است:
توران اوزون بولسا اوزبکستان کوز
یونینگ ترافیگا یوقتور بوشقا سوز
تورکی میلادلارینگ ایچینده فیروز
هورلوک تیمثولینگ اوزاسان ناوروز 
هر اینسان تاقدیرقا شکران آیلاب
سنینگ گلیشینی قوتلار آتایلاب
باغریغا اولادی سنی آوایلاب 
اوشاغینگ سن سئوه ن قیزیسان ناوروز 
به نظر بسیاری از محققین دنیای ترک یئنی گون سبب ایحاد فصل خاصی در زبان و ادبیات ترکی شده است که در ترکیه به بهاریه، در آزربایجان به نوروزیه یا اشعار نوروز، در قزاقستان به نوروز جیرالان، در قرقیزستان به نوروز جیرلاری، در ازبکستان به نوروز قوشوق لاری، در ترکمنستان به نوروزنامه، در ترکستان شرقی به نوروزیه و یا نوروش قوشوق لاری و ... معروف می باشد.
از شاعران دنیای ترک که در مدح یئنی گون اشعار و قصیده هائی به یادگار گذاشته اند می توان به فضولی، باکی، نفی، ندیمی، یحی ناظم، هالتی، نائلی قدیم، نظامی گنجوی، شیخ سلیمان یحی افندی، شهریار، احمد پاشا، ابدال پیر سلطان، علی شیر نوائی، دده قورقورد، دیداری، درویش فخری، عزیز ماهسنی، ملا پناه واقف، جعفر خاندان، شکری متین بابا، آشیق علی عسگر، محمد آزادی، محمد غایبی، شیدائی، مختوم قلی و ... اشاره داشت.    
آداب و رسوم یئنی گون در ملل ترک:
در آزربایجان (شمالی و جنوبی) در بین خلق ترک بسیار با اهمیت بوده و از روزها مانده به این عید ملی خلق آماده برگزاری هر چه باشکوه تر مراسم می شود. از جمله بازیهای خاص مربوط به یئنی گون می توان به "آت چاپما"، "قیلینج اویناتما"، "زورخانا"، "سیم پهلوانی"، "ماسگارا" و ... اشاره کرد.
در ازبکستان بزرگداشت یئنی گون بیش از 7 روز طول می کشد. در این روز بسیاری از خانواده ها و مردم عادی طی مراسمی دور هم جمع شده و بزرگان و ریش سفیدان داستانهای ملی را برای نوجوانان بازگو می کنند. در ازبکستان همراه با پخش شیرینی و اجرای مراسمات شادی انواع شعرها در مدح یئنی گون نیز سروده میشود.
در ترکستان شرقی مراسمات بیشتر بوی ملی سنتی به خود می گیرد. در این روز غذاها و نوشیدنهای ملی و سنتی اماده شده و در جشنی که از تجمع خانواده ها و یا به صورت عمومی برگزار می شود خوردنی ها و آشامیدنهای مذکور بین انسانها پخش می شود.
یئنی گون در قزاقستان شروع 6 ماه هوای بهار و اتمام سردی تلقی می شود، علت این موضوع در میتولوژی ترکان قزاقستان می باشد که سال را به دو شش ماه سرد و گرم تقسیم می کنند. شش ماهی که با یئنی گون شروع می شود آغاز گرمی هوا، روشنی و .. می باشد. در میتولوژی ترکان قزاقستان خورشید و ماه به زن و مرد معنا می گردد که شروع بهار و یئنی گون آغاز روشنی و سرآغاز محبت و دوستی معنا می شود. ترکات قزاقستان بنا به عادتی در این روز حیوانی را قربانی می کنند. 
ترکان قرقیزستان نیز یئنی گون را با مراسمات سنتی و ملی خود بزرگ می دارند. در این روز مراسمات باشکوه دولتی و مراسمات کوچک خانوادگی شکل گرفته و مردم به شادی و شور می پردازند. در قزاقستان نیز خوراکی های مرتبط با یئنی گون طبخ می شود.
ترکان ترکمنستان نیز یئنی گون را اتمام 90 روزه زمستان و شروع فصل گرمی و محبت معنا می کنند. در این روز نیز خانواده ها دور هم جمع شده و به دیدار و بازدید بزرگان و ریش سفیدان فامیل می پردازند.
ترکان داغستان در یئنی گون خانه های خود را با توجه به دگرگونی طبیعت خانه تکانی کرده و این امر را نشانه برکت می دانند. ترکان داغستان در یئنی گون اشعار ملی و مرتبط با افسانه های یئنی گون را می سرایند.
در ترکیه نیز یئنی گون به عنوان عید ملی بوده و دول ترکیه سالها با مراسمات ملی به پیشواز مراسم یئنی گون می رفته اند که طی چند سال گذشته به علت استفاده ابزاری گروههای رادیکال کرد از این مراسم و آشوب و آتش کشیدن شهر این مراسم به علت مسائل امنیتی رنگ و بوی سیاسی به خود گرفته است.
ترکان نوغای چندین روز قبل از ورود یئنی گون آماده برگزاری و بزرگداشت این جشن می شوند. قبل از یئنی گون ترکان نوغال چندین حیوان را قربانی کرده و گوشتهایش را به فامیل و اطراف پخش می کنند. 
ترکان قاراچاق- مالکار نیز یئنی گون را مهمترین عید ملی خود پنداشته و برای آنها جشن الهی می باشد. ترکان قاراچای-مالکار نیز حیوانی را برای بزرگداشت این مراسم قربانی می کنند. در این روز مراسمات مختلفی به مانند اسب سواری و ... برگزار می کنند. 
ترکان قاقاووز که از نظر باوری مسیحی می باشند یئنی گون را به عنوان آغاز بهار بسیار گرامی می دارند. ترکان قاقاووز برای یئنی گون چندین بره را قربانی می کنند.      
منابع و ماخذ:
نوروز در فرهنگ ترک نوشته آیشه باش چتین چه لیک
یئن گون در فرهنگ ترکان نوشته دکتر. بایرام دوربیلمه ز
نوروز در فرهنگ عمومی خلق ترک نوشته پرفسور دکتر اه رمان آرتون
تورک خالف ادبیاتی نوشته علی رضا صرافی
نوروز در ترکان اویغور نوشته ولی ساواش یلوک
نوروز در ادبیات دنیای تورک نوشته دکتر محمد تیمزکان

۱۰/۲۲/۱۳۹۰

Urmiye Şəhərinin ilk Dərgisi


Fəryad Urmiye Şəhərində Türk və fars dillərində çıxan ilk Dərgidir. Dərginin sahabi Şafaq və Buqələmun Dərgilərinin Sorumlusu Mirza həbniballah Xan Ağazadə və başyazaraı Mirza Məhəmud Xan Gənizadə Salmasidir.
Fəryad Dərgisi Urmiye’də 1907 (1325 Köçsəl-Aysal ili) həftəlik olaraq 23 Sayı və hər sayıda 4 səhifə hazırlanıb yayınlanmışdır. Fəryad Dərgisinin Urmiye Şəhərində illik Abonəsi 12 Gıran və Başqa şəhərlədə 18 Gıran, Rusya 4 Manat, Türkiyə üçün 50 Quruş, Avrupada 12 Frank və tək satışı qiyməti 4 Şahidir.
Məhəmməd Əmin Rəsulzadə’nin Verdiği bilgilərə Görə, Fəryad Dərgisi yarı farsca, yarə Türkcə bir Dərgi olub və Söhbət Dərgisindən daha öncə yayılmışdır.
Fəryad Dərgisinin birinci sayısının baş Yazısından Dərginin tuttuğu yol açıqlanmaqdadır. Məqalə Yazarı "biz nə Sosyalistik, nə də Anarşist, Biz iran millətinin Mutluluğu və Gəlişməsini istəyirik" diyə Dərginin ılımlı bir Ölçüdə hərəkət edəcəği və eyni zamanda yenilkçi olduğunu açıqca ifadə etməkdədir. Yazar məqalənin başqa bir yerində millətin gəlişimi və dövlətin bağımsızlığından başqa bir şey düşünmədiklərinin ifadə etmişdir. 
Fəryad Dərgisinin 2 ci sayısından elan başlığı altından farscada belə açıqlama verilmişdir:
Fəryad Dərgisinin birinci sayısı dağıtılırkən bəziləri onu almaqdan çəkinmişlər. bəziləri isə indiyə qədər Dərgi Görmədikləri üçün heyrət edib qorxuya sığınaraq geri çəkilmişlər. Urmiye Şəhərindəki ilk Dərgi olduğu üçün Fəryad Dərgisinin ilk sayısını sayğılı Bəylərə təqdim etmişdik. 2 ci sayısını Göndərdikdə nsonra Dərginin bəyənmədikləri Təqdirdə hər iki sayısının da pulunu Göndərsinlər və Sayın M.A. Diməqaniyə Dərgi Göndərilməsin diyə bilgi versinlər.
Fəryad Dərgisi hər nə qədər iki dilli bir Dərgi sayılsada yazıların böyük çoxu farsca yazılar olmuşdur. V.Mustafayrvin verdiği bilgilərə Görə, Fəryad Dərgisinin 4,5,7,10,12,13,14,18 və 22 sayıları yanlız farsca yayınlanmış, başqa sayılarda isə Türkcə yazılar dərginin balaca bir bölümündə yer almışlar.
Dərgi iran Əhalisini tək bir Millət olaraq Göstərilərkən Azərbaycan’ın Dili, Əkinci, ötəki və onunn Ulusal yararlarından kəsinliklə söz edilməməkdədir. Yanlız, istisna olaraq Dərginin 9 ci sayısından (5 May 1907) Xitabə, Türk Gənclərinə başqa bir yazı yayınlanmışdır və yazıda Yaşasın Türk Gəncliyi!, Yaşasın Azərbaycan! Sloganlarıyla sona çatmışdır.
Urmiye Şəhərinin ikinci Dərgisi Fərvərdindir. Dərgi 1911 (1329 Köçsəl-Aysal ili) ilində Fəryad Dərgisinin Sorumlusu Həbiballah Ağazadənin Yönətimi və Məhəmməd Əşrafzadənin Başyazarlığından Güney Azərbaycanın Urmiye Şəhərində Yayınlanmışdır. Bu Həftəlik toplam 28 sayıda çıxıb anaq Dərginin hansı dildə olduğu qonusundan çeşidli düşüncələr var. M.A Tərbiyyət, Dərginin Diliylə ilgili heç bir bilgi verməzkən Rabino, Cəlili, Rüstəmova və Məcidi onun Tamamıyla Türkcə olduğunu, M.Ə Rəsulzadə isə onun sadəcə Türkcə bir Sütunu olduğunu bildirbdir. Kəsinliklə Dərgidə Türkcə yazılar yayılıb anacq nə qədər olduğu haqqda kəsin bir bilgi yoxdur.
Fərvərdin Dərgisi Urmite Demokrat vəya Sosyal-Demorkat firqəsinin organı olub Rusyanın Siyasal insanları Əleyhinə və Məşrutiyyət leyhinə yazılar geniş yer vermişdir. Dərginin başyazarı Məhəmməd Əşrafzadə Təbrizin adlım və Zəngin ailələrindən olaraq Dirənişçi bir psikolojiyə sahib olubdur. Yazarın bir çox yazısı baqşa Drəgilərdə yayılaraq yaşamını mücadiləilə geçirmişdir. Sonunda Gənc yaşlarından Kirmanşah Şəhəri yaxınlıqlarından Silahlı şəxslər tərəfindən saldırıya uğrayaraq öldürülmüşdür.
Urmiye Dərgisi
Azərbaycan Demokrat Firqəsinin Urmiye Qolunun Organı olaraq Urmiye Şəhərində Türkcə yayınlanmışdır. Ebu Torabiyan, Urmiye Dərgisinin il kəz 4 Bəhmən(24 Ocaq) 1946 da Çıxtıdığını yazar. Urmiye Dərgisilə ilgili çox bilgili əldə yoxdur anacq, Envər Uzun’a Görə Həftədə iki dəfə və toplam 25 sayı yayınlanmışdır. Cəlili isə Dərginin Həftəlik olduğunu yazır.     
Qaynaq: 19 Yüzyılından Günümüzə iranda Türkçə Basın – Yatyın Hayatı, Yazar. M.Rıza Heyet

۷/۱۴/۱۳۹۰

Azerbaycan’ın Türkleşmesi ve Azerbaycan Türkçesinin Teşekkülü

Cevat Heyet
ÖZET
Azerbaycan Türkçesi Oğuz gurubu Türk lehçelerinin merkezî dalı olup Azerbaycan’dan başka İran’ın birçok bölgesinde, Irak’ta ve Doğu Anadolu’da yerel halkın ana dilini oluşturmaktadır. Azerbaycan Türkçesinin de diğer diler gibi birçok ağızları ve bir de Azerbaycan’ın genel halk dili üzerinde teşekkül etmiş edebî dili vardır.
ABSTRACT
Azerbaijan Turkish, which is the main branch of Oghuz group Turkish dialects constitutes the mother tongue of Azerbaijan and also of the local people in several  regions of Iran, Iraq and East Anotolia. Like the other languages, Azerbaijan Turkish exists a lot of local dialects and literary language thet has been formed from the genel popular language of Azerbaijan.
Azerbaycan Türkçesi Oğuz Türk dili ve lehçelerinin merkezî dalı olup Azerbaycan’dan başka İran’ın birçok bölgesinde, Irak’ta ve Doğu Anadolu’da yerel halkın ana dilini oluşturmaktadır. Azerbaycan Türkçesinin de diğer diller gibi birçok ağızları ve bir de edebî dili vardır ki, Azerbaycan’ın genel halk dili üzerinde teşekkül etmiş ve bugün ona yazı dili de diyoruz ve makalemizin konusunu oluşturmaktadır. Azerbaycan Türkçesinin teşekkül tarihi veya genel halk dili şeklini alması Azerbaycan’ın Türkleşmesiyle ilgilidir; fakat, onunla çağdaş değildir. Bu dilin ne zaman genel halk dili olarak vahit bir dil şeklini alması konusunda dilci ve tarihçiler arasında fikir ayrılığı bulunmaktadır. Batılı Türkologlar, Türkiye ve bazı Azerbaycan âlimleri (Z. Velidi Togan, M. Ergin, E. S. Sumbatzade vb.) Azerbaycan’ın 11-13. yüzyıllarda Türkleştiğini ve Türk dilinin de bu asırlarda genel  halk dili hâlinde oluştuğu fikrini savunmaktadırlar. Fakat, Kuzey Azerbaycan ve Rus müelliflerinden birçoğu (E. Demirçizade, T. Hacıyev, N. Hudiyev, M. İsmailov vb.) Türklerin hatta Milattan önceden Azerbaycan’da yaşadıklarını ve  Azerbaycan halkının 3-7.yüzyıllarda Türkleştiğini ve dilimizin de 7-8. yüzyıllarda teşekkül ettiğini ileri sürmektedirler.
Biz bu konuda her iki tarafta yazılmış olan kitap, monografi ve  makaleleri okuduktan sonra bu makaleyi yazmaya karar verdik. Burada her iki tarafın fikirlerini kısaca izah ettikten sonra kendi düşüncelerimizi de açıklamaya çalışacağız.
Azerbaycan’ın Türkleşmesi
Azerbaycan’ın Türkleşmesi Türk boylarının buraya gelip yerleşmesiyle mümkün olmuştur. Türklerin Azerbaycan’a gelip yerleşmeleri çok eski zamandan başlamış ve  16. yüzyıla kadar devam etmiştir. Kuzey Azerbaycan müellifleri, hele son zamanlarda bu  kanaate varmışlar ki Azerbaycan tâ eskiden Türklerin yurdu olmuş ve sonradan gelen Türkler de bunlara karışarak yerlileşmişlerdir. Hata bazıları (Mahmut İsmailov vb.) eski Türklerin veya Prototürklerin önce Ön Asya’da oturduklarını ve şayet oradan Orta  Asya’ya göçtüklerini yazıyorlar. Mesela, rahmetli Aydın Mehmedov  (1989), Tofik Hacıyev  ve Nizami Hudiyev (1990) kendi kitaplarında bazı Sümer-Türk sözlerinin benzerliğine değinerek Sümer uygarlığının oluşumunda  Türk soyunun doğrudan veya herhangi bir vasıtayla iştirak ettiğini yazıyorlar. Bu hususta Türk bilginlerinden Prof. Osman Nedim Tuna uzun süre araştırmadan sonra 150’den çok Sümer sözünü sistemli şekilde fonetik değişmeleri izlemekle Türk sözleriyle karşılaştırmış ve eski dönemde Sümer-Türk dillerinin arasında ilişki olduğunu göstermiştir (N. Tuna 1990). 20. yüzyılın başlangıcında F. Hommel, Sümer-Türk dillerini karşılaştırarak incelemiş, Sümer dilinin de Altay dillerinden olduğu kanaatine varmıştır. Ünlü çağdaş Kazak bilgini Olcas Süleymanov da Sümer-Türk dillerini karşılaştırarak tetkik ederek, 60 kelimede yakınlık olduğunu tespit etmiş ve sonuçta Sümer diliyle eski Türk dili arasında kültürel bağlılık ve ilişki olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır (Süleymanov 1992). Y. B. Yusufov ve Z. Velidi Togan gibi birçok müellif, Herodot, Bizans müellifleri Menander Feonan ve Feofila Simokattadan naklen Sakaların hâkim kesiminin Türk olduklarını yazmaktadırlar. Sakalar MÖ (7-6) doğudan batıya gelerek Azerbaycan ve Kafkasya’da Saka İmparatorluğunu kurmuşlar ve Alp Ertunga (Efrâsiyab) da onların hakanı olmuştur. Pers imparatoru Kûroş da Ceyhun (Amuderya) nehri kıyısında Sakalarla savaşırken Tomiris onların kraliçesi olmuştur (V. Togan 1984; Kafesoğlu 1984). Sakalardan sonra Türk boyları değişik adlarla Orta Asya’dan batıya, Kafkasya ve Azerbaycan’a  gelmişler. Bunlardan Hunlar, Bulgarlar, Sarı Ogurlar Miladın ilk asırlarında bu bölgeye gelip yerleşmişler. Bu boyların göç tarihleri ile ilgili müelliflerin kayıtları farklıdır. Örneğin, 5. yüzyılda yaşayan Ermeni müelliflerinden Musa Horen ve  Abbas Katina’nın yazdığına göre, Bulgarlar Milattan 200 yıl önce Kafkasya’da yaşıyor ve onlara On Oğur da diyorlarmış.
Batılı müelliflerin yazdıklarına göre, Hunlar 4-5. yüzyılda Orta Asya’dan batıya ve Azerbaycan’a doğru gelip hükümet kurmuşlar. Balasagun şehri de (Aras’ın güney kıyısındaki Muğan’da) onların merkezi olmuştur (Grosset 1969). Bugün Hunları bütün Avrupa müellifleri Türk sayıyorlar. Hunlar kuzey Azerbaycan’da (Ablan) diğer Türk boylarıyla birlikte konfederasyon kurmuşlardır. Koksayan, Varaşili (Odinlerden) eski Ermeni kaynaklarına dayanarak şöyle yazmıştır:
5. yüzyılın sonlarında ve bu asrın başlarında Türkler Azerbaycan’ın  her  tarafında  yerleşmiş olup, Hun-Savir birliğine On Oğur ve Kengerler de dahil olmuşlardır. Hazarlar 350 yılında Kafkasya’ya gelip yerleşmişlerdir. Ablan müellifleri Musa Kalankaytunun yazdığına göre, 6. yüzyılda Albanya (Aran) da Türk dili o kadar yayılmıştı  ki 520 yılında Aran Papazı Sabirler arasında Türk dilinde Hıristiyanlık propagandası yapıyormuş (İsmailov 1992). Albanya’da 3. yüzyıldan başlayarak (3-8. yy.) Türk boyları (Hunlar, Bulgarlar, Hazarlar, Savirler, Kengerler, Peçenekler vs.) ve boy birlikleri Alban halkının Türkleşmesine sebep olmuşlar (Hudiyev 1991). Hazarlar Kafkasya’da yerleştikten sonra önce Göktürk İmparatorluğuna tâbi olmuşlar; 7. yüzyılda Göktürk İmparatorluğu çöktükten sonra bağımsız olarak kendileri imparatorluk kurmuşlar ve resmî dilleri de Hazar Türkçesi olmuştur.Sâsânîler’den Kubad’ın (486-531) saltanatının sonuna kadar Aran, Gürcistan, Vaspuragan ve Sisecan Hazarlar ve  Türk boylarının elinde kalmış, dolayısıyla da bütün Azerbaycan’a  Hazar ülkesi denmiştir (Taberî, Belâzûrî, İbn Hurdâdbeh, Yâkûbî). Kubad’ın oğlu Anûşîrvan bütün bu bölgeyi Derbend’e kadar  aldı ve orada Derbend kalesini yaptırdı.
Yukarıdaki olayları göz önünde bulundurduğumuzda Vahb İbn Münebbeh’in İbn Hişam’ın Al-Tican kitabında Muaviye’den naklettiği   rivayet  pek doğal görülmektedir: Bir gün Muaviye Azerbaycan’a ordu göndermeden önce danışmanı Übeyd ibn Sâriye’den Azerbaycan nedir diye sordu. Übeyd de orası eskiden beri Türklerin ülkesidir diye cevap verdi. 10. yüzyılda Ruslar güçlendikten sonra Hazarlar’a saldırıp onları yendiler (965); daha sonra Hazarların bir kısmı Azerbaycan’a  diğer kısmı da Doğu Avrupa’ya göçtüler. Kıpçaklar da 9. yüzyılın sonlarından itibaren Hazarın  kuzeyinden  batıya doğru göç ettiler; bunların bir kısmı Azerbaycan’a gelip Müslüman oldular; bir kısmı da Hıristiyanlığı kabul edip Gürcistan’a gittiler ve Gürcülerin  arasında eriyip Gürcüleştiler.Bazı kaynaklarda Kıpçakların Miladın ilk asırlarından Kafkasya ve Azerbaycan’a geldikleri yazılmıştır. İşte Kuzey Azerbaycan müellifleri ve Ruslar bu tarihî olayları göz önüne alarak Azerbaycan’ın 7. yüzyılda tamamen Türkleştiğini ve Azerbaycan Türkçesinin 8. yüzyılda vahit  bir dil olarak şekillendiğini ileri sürmektedirler. Fakat, aşağıda izah edeceğimiz gibi, bu asırlarda ancak Kuzey Azerbaycan’ın Türkleşmiş olduğunu Kabul edebiliriz. Çünkü tarihî belgelerin gösterdiğine göre, Güney Azerbaycan’da Selcuklular ve hatta Moğollar geldikleri zaman bile değişik bölgelerde çeşitli dil ve lehçeler konuşulmaktaymış. İslam tarihçilerinin yazdıklarına göre, Azerbaycan İslam  ordusu tarafından alındığı sırada, burada din ve dil birliği olmadığı gibi, birçok şehirlerde Azerbaycani, Tat lehçeleri yaygınmış. Mukaddasî’nin yazdığına göre, 10. Yüzyılın sonunda Erdebil’in çevresinde Savalan bölgesinde yaşayan halk 70’den fazla dilde konuşuyorlarmış.İbn Havkal’a göre, bu bölgenin köylerinde Fars, Tat dillerinden başka diller de yaygınmış ve bu dil-lehçelerde konuşan ahali birbirlerini anlamıyorlarmış. Arapların hâkim olduğu yıllarda (iki asra yakın) da Türkler Azerbaycan’a gelmişlerdir. Bu dönemde İslam diniyle beraber Arap dili ve az-çok Fars dili de bu bölgede yayılmaya başlamıştır. Bu dönemde din ve medeniyet birliği oluşmuş ve Azerbaycan gelişmiştir.
Selçuklular döneminde Azerbaycan
Azerbaycan’ın bütün olarak Türkleşmesi 11. yüzyılın 2. yarısında Selcuklu (Oğuz) Türklerin İran’a ve özellikle Azerbaycan’a gelip yerleşmesiyle başlamıştır. Selcuklular geldikleri zaman Azerbaycan’da Hazarlar ve  onlara yakın olan Bulgarlar, Ağaçeriler, Belençerler, Borçalılar ve özellikle Kengerliler yaşıyorlardı. Kıpçaklar da kuzeyden gelip bu ülkede yerleşmişlerdi. Bu Türk boylarının çoğunluğu Kabala, Borçalı, Kazak, Asasuği ve Araz kıyıları ve Muğan’da yaşıyorlardı. Alparslan 1064’te  Gence’yi aldı. Sonra oğlu Melikşah zamanında Şavtekin’in kumandasında bütün Aran ve Gürcistan alındı ve ondan sonra Gence Türkmen (Oğuz) şehri adlandırıldı (İbn Razzak). Hârezmşahlar zamanında Aran, Muğan ve Hoy Türkmenlerin (Oğuzların) merkezi oldu. Yakut Hamevî’nin yazdığına göre Erdebil ve Tebriz arasındaki bütün dağlık yollar Türkmenlerle dolmuştur. Bunların emirleri Bişkin (Meşgin) adlanırdı. Bu boyların arasında Beğdili, İnallu ve Ağaçeriler de vardı. Hârezmşahlar döneminde Kıpçaklar (50000 ev) Derbend’den geçip Azerbaycan’a göç ettiler.
İlhanlılar döneminde Azerbaycan
Selçuk Türklerinin gelmesiyle hızlanan Türkleşme süreci, İlhanlılar zamanında tamamlandı. Moğollarla beraber Türkler de İran’a ve Azerbaycan’a gelmişler. Ünlü İslam tarihçisi İbn Asîr’in yazdığına göre, Moğol ordularını yarısından çoğunu Türkler oluşturuyordu. Moğollarla birlikte Uygur Türkleri de hükümet ve orduyu yönetiyorlardı. Uygur Türkleri Moğol hanlarının hocası ve kâtipleri olmuş, onlara kendi alfabelerini (Uygur alfabesini) ve okuma - yazma öğretiyorlardı. İlk Moğol İlhanı Hulâku Han İran’a geldiğinde Cengiz Han’ın vârislerine büyük Han Mengü Kağan tarafından her ulusun ordusunun 1/5 Hulâku ile beraber İran’a göndermelerine emir verildi. Hakan’ın emriyle İran’a 2 milyon Türk geldi (Târix-e Cehangoşâ-ye Coveyni, Câmeottevârix Reşîdî, Vessaf Tarihi ve Historiya des Mongols). Moğollar zamanında Horasan’dan dahi  birçok  Türkmen  (Oğuz)  Azerbaycan’a göç etti. Aynı zamanda Akkoyunlu, Karakoyunlular da bu dönemde Türkistan’dan Anadolunun doğusuna (Van gölünün kuzey kıyısı ve Diyarbakır) ve 15.yüzyılda oralardan Azerbaycan’a geldiler. Moğollar geldikleri zaman onlara teslim olmayan şehirlerin ahalisini öldürüp kentlerini de dağıtırlardı. Onlar kalmak istedikleri yerlerin halkını göç ettirip mallarını müsadere ediyorlardı. Tebriz, Marağa ve Halhal (Ağaçeri Türkleri) ahalisi onlara teslim oldukları için bu şehirleri yıkmadılar. Fakat, Erdebil, Sarap halkını katliam ettiler (Yakut Hamevî). İlhanlılar zamanında Tat-Tacikleri yerlerini terk etmeye zorladılar. Sonra onlara ağır vergi koydular. Ticaret işleri ve bütün devlet kredi ve imkanları ortak denilen şirketlere verilmişti. Tat-Tacikler ticaret  yaptıkları zaman ortaklara borçlanıyor ve borcunu vermeyen tüccar ailesiyle beraber köle olmaya mahkum oluyordu. Tatları ordu hizmetine almıyor, aldıkları zaman da özel damga ile bellendirip markalandırıyor ve aşağılıyorlardı. Moğol Hanları, yerleri ordu kumandalarına bağışlayıp buna ikta diyor ve bu yerlerin çiftçileri sahiplerine raiyet oluyorlardı. Bu aşağılama ve ayrı-seçkilik (diskriminasyon) sonucunda Tatlar  göç etmeyi  kalmaya tercih edip  onların çoğu Irak’a gittiler. O zaman Abakan ve onun veziri Cüveyni ve  Gazan Hanın fermanıyla Irak’ta Fırat  nehrinden kanallar açılmış ve büyük arazi sahaları ekin için müsait bir duruma getirilmişti. Azerbaycan ve Irak-I Acem (Sultanabat) den göç eden Tatlar orada yerleşmeyi uygun görüp oraya gitiler. Kalanlar da Moğollarla birlikte  zamanla Türklerin arasında eriyip Türkleştiler. İşte bundan sonra Güney Azerbaycan’da Türk dili genel halk dili olmuş ve Azerbaycan Türkçesi vahit bir dil olarak şekillenmiştir. Moğol İlhanlarının bu gayrı-insanî politikası onların Müslüman olmalarından önceki dönemlere aittir. Öyle ki, Gazan Han Müslüman olduktan sonra Taciklerin durumunu değiştirmek için aşağıdaki fermanı çıkarmıştır:
Bundan sonra bizim askerlerimiz Taciklere “onlar ikta ile birlikte bize verilmiş kölelerimizdir” dememelidir. Tanrı Taciklerin hayatını bize bırakmıştır. Onlara İnsan gözüyle bakmalıyız. Yoksa Allah karşısında sorumlu olacağız (Manakıb-ı Şeyh Safiyettin). Türklerin yerleşmek için Azerbaycan’ı tercih etmelerinin esas sebebi bu ülkede otlak, bağ-bahçelerin çok olup mal-hayvan beslemeye daha uygun ve elverişli olması olmuştur.
Yukarıda söylediklerimize rağmen  14. yüzyılda dahi az-çok Tatların kalıntıları bazı yerlerde kalmıştı; hatta şimdi bile bazı yörelerde (Halhal’ın etrafındaki köylerde ve Gelin Kaya’da) ve Baku ve Kuba yörelerinde (Konak kendi, Siyezen) tak-tük Tatlar  yaşamaktadırlar.
Türkleşme ve Oğuzlaşma süreci 14. yüzyılda Emir Timur’un gelmesiyle daha da hız kazandı. Özellikle Timur Anadolu seferinden galip olarak döndüğünde birçok Türk boylarını Suriye ve Anadolu’dan Azerbaycan’a getirdi (Bunlar Şamlı, Musuulu, Rumlu, Kaçar, Afşar, Zulkadr, Kovanlu, Kozanlu, Tekelu, Baharlu, Varsaklu, Beğdili boyları olup Azerbaycan’da kaldılar ve birçoğu Erdebil ve etrafında Safevî şeyhi (Şeyh Ali)nin çevresine toplanıp onun ve oğullarının müritleri oldular. Bu asırda Tebriz’e  gelen Arap  seyyahları (İbn  Batute ve İbn Fazlullah el-Omarî) seyahatnâmelerinde Tebriz’i Türk şehri olarak vasıflandırmışlardır. Emir Timur ve Akkoyunlu hükümeti birçok Türkmenleri özellikle de, onlara tabi olmayan ve Celâyirilere hizmet  eden Karakoyunlu Türkmenlerini Azerbaycan’ın daha kuzey bölgesine sürdüler. Bu sürülen boylar arasında oymak reisleri ve yurt yaptıkları yerlerin adlarına göre, yeni boy-oymak adları töredi ve Azerbaycan’ın her tarafında Oğuzlar hâkim olmayı ve çoğunluğu oluşturmayı başardılar. Son olarak 16.  yüzyılda Şah İsmail ayaklandığı zaman Anadolu’dan birçok Türk boyları (Kızılbaşlar) gelip Şah İsmail’in etrafında toplandılar ve onun ordusunun esasını oluşturdular. Böylece, Güney Azerbaycan da tamamıyla Türkleşmiş oldu.
Söylediklerimizi şöyle özetleyebiliriz:
Çeşitli Türk boyları (Hun, Bulgar, Sabir, Peçenek, Kengerli, Hazar, Ağaçeri, On Oğur, Sarı Oğur ve  Kıpçak)nın Miladın ilk asırlarından ve  Hazar  denizinin kuzeyinden gelerek Aran-Şirvan ve daha kuzey bölgede, Araz’ın kıyılarında (kuzey ve güney) yerleşmeleriyle Azerbaycan’ın kuzey kısmı 7-8. yüzyıllarda Türkleşmiş, fakat,  Azerbaycan’ın güney kısmı  bütün olarak Hazar’ın güneyinden gelen Oğuz- Selcuk ve Uygur Türklerinin gelmesiyle Türkleşmiş ve bu Türkleşme Timur Zamanında batıdan Suriye-Anadolu Türklerinin    hem  de Karakoyunlu- Akkoyunluların Azerbaycan’a gelmesiyle tamamlanıp hem de Oğuz rengini almıştır.
Azerbaycan Türkçesinin Oluşumu
Azerbaycan Türkçesinin oluşumu tabii ki Türk boylarının Azerbaycan’a gelip yerleşmeleriyle mümkün olmuştur. Fakat, bu dilin şekillenmesi ve Azerbaycan Türkçesi özelliklerini kazanarak genel halk dili olması ve edebî dil olarak geniş alanda kullanılması, birinci süreç ve proseden çok daha sonra olmuştur. Azerbaycan Türkçesi Oğuz grubuna dahil olup onun merkezî kolunu oluşturduğu halde, bu dilin terkibinde Kıpçak, Uygur (Doğu Türkçesi) ve biraz da Moğol sözleri vardır. Hatta eskiden kalma yerel halkların (Mesela Tatların) sözleri ve izleri de tek-tük görülmektedir. Ayrıca Arapça ve Farsça sözler ve terimleri de dinî ve sosyal-politik şartlara bağlı olarak dilimize girmiştir. Daha önce Milâdın ilk orta asırlarından Hazarın kuzeyinden değişik Türk boylarının Azerbaycan’a özellikle  de kuzey kısma gelip yerleştiklerini ve bunların birbiriyle kaynaşıp karışmasından Araz’ın kuzey kısmının daha 7. Yüzyılda Türkleştiğine değinmiştik. Bunu da unutmamalıyız ki Hazar denizinin kuzeyinden gelen Türk boylarının lehçeleri Kıpçak’tan başka Bulgar, Hun, Hazar dil-lehçe grubundan olup Azerbaycan Türkçesinden bariz şekilde farklı olmuştur. Ayrıca bugüne  kadar  bu  lehçelerde  hiçbir  yazı-abide ele geçmemiştir. Bundan başka, elimizde olan Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış abide ve eserlerin tarihi 13. Yüzyıldan daha öteye gitmemektedir. Sözlü edebiyatımızın kıymetli ve eşsiz anıtı olan Dede Korkut destanları da Oğuz Türkçesiyle yazılmış ve Oğuzların geçmiş hayatına ve folkloruna aittir. Ona göre de  Anadolu Türklerinin ve hatta Türkmenlerin de abidesi sayılır. Dede Korkut kitabını Kuzey Azerbaycan müellifleri daha eski dönemlere (2-4. yy. M. İsmailov) mal etmek istiyorlar. Fakat, Oğuzların kitle halinde Azerbaycan’a ve Doğu Anadolu’ya gelmeleri ve oralarda yaşayıp destan yaratmaları 11-12. Yüzyıllara tekabül etmektedir. Ancak destanların kökü daha eski dönemlere ve Türkistan’a kadar uzamaktadır.Biz destanları dikkatle okuyup inceledikten sonra olayların gerçekleştiği yerleri ve destanların dilini göz önüne alarak şu sonuca vardık:
Destanlarda geçen ve Türkistan’ı hatırlatan (Karaçuk-Kazıluk dağı…) yerlerden başka,  Azerbaycan’a ait olan Gence, Bedre, Alınca Kalesi, Göuce gölü, Derşam ve Doğu Anadolu da Sürmelü, Aladağ, Trabzon, Bayburt ve Merdin yer adları geçmektedir. Oğuzların komşuları da Gürcü, Ermeni ve Trabzon Rumlarıdır. Demek daha bu şehirler Türkler tarafından alınıp Müslüman ve Türkleştirilmemiştir. Bu da olayların 13. yüzyıldan önce yani 10- 12. yüzyıllarda gerçekleştiğini gösterir. Dede Korkut’un dili de orta Oğuzca (11. Yüzyıl Kaşgarlı Mahmut) özellikleriyle birlikte  hem Azerbaycan hem de eski Anadolu Türkçesinin özelliklerini göstermektedir. Bizim araştırmalarımız Destanların dilinin Azerbaycan Türkçesine daha yakın olduğunu göstermiştir (Heyet  1994). Zaten, Dede Korkut’un dili Azerbaycan ve Anadolu Türkçesinin daha birbirinden ayrılmadığı döneme aittir.  Burada göstereceğimiz örnekler dilimizin eski şeklini göstermekle beraber daha once söylediklerimizi de kanıtlamaktadır.
-Babam at segirdişime baksın kıvansın, ok atışıma baksın güvensin, kılıç çalışıma baksın sevinsin der idi (Dirse Han oğlu Boğaç Han boyu).
-Yumru yumru ağladı, yanuk ciğerimi tagladı (Salur Kazan boyu) 
-Yücelerden yücesin, kimse bilmez nicesin Ya varam ya varmayam, ya gelem ya gelmeyem
Dede Korkut’taki bazı çift sözler gösterir ki, Dede Korkut Oğuz lehçesinde olduğu halde, Kıpçak, Uygur lehçelerinden de karışığı vardır: kıl - et, de - ayıt, esen - sağ, kızıl - altun, gitmek - varmak, yakşı – eyü - yey, düğün - toy vb. Görüyoruz ki Dede Korkut’un dili, Gök Türk dili ve hatta Eski Uygur Türkçesine nazaran daha yeni ve bugünkü dilimize daha yakındır. Dede Korkut’tan sonra Azerbaycan Türkçesinde yazılan ilk manzum  eserler  Hasanoğlu’dan kalmış olan üç şiir ve Nesir Bakuî’den kalmış bir gazeldir. Burada Hasanoğlu’nun birinci şiirinden iki beytini naklediyoruz:
Apardı könlümü bir hoş kamer yüz canfeza dilber
Ne dilber, dilber-i şahid, ne şahid, şahid-i server
Men ölsem sen buti şengul surahi eyleme gulgul,
Ne gulgul, gulgul-i bade, ne bade, bade-yi ahmer…
Yine 13. yüzyıla ait  Azerbaycan Türkçesinin ilk mensur eseri olan Sıhahu’l- Acem’den küçük bir örnek:
Bilgil masâdır-ı Arabî nece kim asldur, ondan sâdır olur esma ve ef’al ancilen masadır-ı Parsî asldu; ondan munşaib olur kalan ovzân ve emsâl ve gayre. Ol masadır-ı Parsî iki dürlüdür. Ama biri lâzım, biri mutaaddîdur…(Begdili).
14. yüzyıl şairlerimizden Nesimi, Zarir, Kadı Bürhanettin’i zikretmek lazımdır. Bizim klasik şiirimizin atası ârif şairimiz Nesimi’dir. O 14. asırda yaşamış ve Türkçe ve Farsça divan yazmıştır. Ondan sonra Habibi (15. yy.) ve sonra Türk dünyasının en büyük gazel şairi Fuzuli ile çağdaş olan Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla Türkçe divanı meşhurdur. Azerbaycan Türkçesinin tarihini profesor Ezel Demirçizade üç döneme bölmüştür:
1- Edebî dilin genel halk dili esasında şekillenmesi ve gelişmesi .
2- Edebî dilin millî dil esasında tespiti.
3- Çağdaş dönem.
Birinci dönem 11. asırdan başlayarak 18. asrın sonlarına kadar devam etmiş ve Safevilerin ilk yılları hariç her zaman edebiyata  hizmet  etmiştir. Bu dönemin esas edebî eserleri manzum  olup, ancak düz yazı da 16. yy’dan sonra gelişerek çeşitli üsluplar töremiştir. Bu devirde üç aşamayı birbirinden ayırmak lazımdır:
1- Başlangıç aşaması (11-15. yy.)
2- Hataî- Fuzulî aşaması (l6-17. yy.).
 3- Vâkif aşaması (18. yy).
Birinci aşamada Azerbaycan Türkçesi Anadolu Türkçesinden çok farklı değildir. Yavaş- yavaş Arapça, Farsça sözler de Türkçeye girmeye başlamıştır. Oğuz sözleri hâkim olduğu hâlde Kıpçak ve Uygur Türkçesinden de bazı sözler kullanılmaktadır:
yakşı- eyü, ben- men, gansı- hansı, kılmak- etmak, ayıtmak- söylemak-demak, kaçan – haçan “ne zaman”, o1-şol -o, birle -ile, kibi - kimi, evet - beli, varmak - gitmak, tamu - cehennem, uçmak - behişt, sayru – hasta, kim - ki, yıldız-ulduz, esen - sağ, kızıl- altun, düğün- toy vb. Sözlerin  ikinci  hecesinde  ve  eklerde  (u)  fonemi  hâkimdir  (yuvarlaklaşma): eyü, altun, versün. alalum, kamu Bu durum 18. yy’ın sonlarına kadar hakim olmuş ve Vagif’ten sonra bu günkü vahit şeklini almıştır.
Şimdi örnek olarak Nesimi’nin gazelinden birkaç mısra aktarıyoruz:
Dodağın qändinä şäkär dediär
Câni- şîrînä gör nälär dedlär
Dedilär kim dähânı yoqdur onun
Bixäbärlär äcäb xäbär dedilär
Ähl-i mäni   xücästä sûrätinä
Mäʹni-yi vahibüssüvär dedlär
Ey  Näsimî  muhit-i  äzämsän
Gärçi älfâzinä gühär dedilär
14. yy’da Erzurumlu Kadi Zarir, Sîret-i Nebi ve Futuhüşşam tarihi tercümelerinde ilk nesir örneklerini Azerbaycan Türkçesinde yazmıştır. Örnek olarak Sîret-i Nebi’den bir parça  veriyoruz:
Bu kitâb kim resulun sireti kitabıdır, äräb dilindän Türk dilinä nä säbäbdän tärcümä olduğuni bildirir. Zärir ayıdur: ol yıl içindä kim räsulun hicrätinä yedi yüz yetmiş doquz olmişidi Zärirä Mısr säfäri rûzi oldi. Sonra padişah Melik Mansur’un dilinden şöyle diyor:
Gäl ey gözsüz mänä bir sirä söylä
Kim anda sûrät-ü häm sirät olsun
Häm anda elm anılsun, ädl anılsun
İçindä mäʹni ü mäʹrifät olsun
Bizä äyläncä olsun dinlämäkde
Yürägümüzä  däxi  qüvvät  olson
Hataî- Fuzulî aşaması
Bu aşamada Türk dili Fars diliyle paralel olarak gelişmekteydi. Devlet dairelerinde, özellikle de sarayda ve orduda resmî dil gibi kullanılıyor ve ordu ve saray dili idi . Bu dönemde Türkçeden Farsçaya birçok söz ve terim hele askerî terimler girmiştir. Bu durum halkın dilinde bir birliğin ortaya çıkmasına sebap oldu ve edabî eserlerde lehçe ve imla farkı büyük ölçüde aradan gitti. Dilde yeni üsluplar yaratıldı ve goşma şekli Hataî’nin şiirleriyle klasik edebiyata girdi. Burada örnek olarak Hataî’nin bir gazelinden bir kaç beyti aktarıyoruz:
Qış getdi, genä bahar gäldi
Gül bitdi vä lâläzâr gäldi.
Yer geydi qäbâ-yi  xızrpûşan
Cümlä dilä gäldi läb xuırûşan
Durna uçuıban havayä düşdü
Laçın alıban obayä düşdü.
Quş bäççälärin ünü (sesi) yuvadan
Mäktäb ünü tak gälir havadan
Fuzulî gazel üstadıdır, ama mesnevi ve şiirin başka çeşitlerinde ve nesirde de zamanının birincisidir. O aşk ve dert şairidir:
Yâreb belâ-yi aşk  ile kıl âşna meni
Bir dem bela-yi aşkdan etme cüda meni
Onun Türkçe divanı Türk gazellerinin şah eseridir. Leyli ve Mecnun mesnevisi bence bu konuda yazılan mesnevilerin en yanıklısıdır. Kendisinin de söylediği gibi o Türk dilinde gazel yazmayı kolaylaştırmıştır.
Ol sebepden Fârsi lafzı ile çokdur nazm kim 
Nazm-ı nzük Türk lafziyıle iken düışvâr olur
Mende tôfik olsa bu düşvârı âsân eylerem
Nevbahar olcak dikenden berg-i gül izhâr olur.
Fuzulî’nin yarattığı edebî  mektep Azerbaycan’da günümüze kadar devam etmiştir. Şairlerimiz onun etkisiyle şiirler yazmışlardır.
Vâgif aşaması
Vaqif 18. yy’ın en görkemli şairidir. O Azerbaycan şiirinin biçiminde ve içeriğinde yenilik getirmekle dil ve edebiyat  tarihimizde yeni bir dönem açmıştır. O halkın konuşma dilinden faydalanarak şiirlerinde halkının özelliklerini gerçekçi bir şair gibi yansıtmıştır. O şekil olarak goşmayı seçmiş ve bu goşmalarda sade ve oldukça öz Türkçe ile halkının yaşam tarzını, adet ve geleneklerini ifade etmiştir. Örneğin:
Qaşların  çäkilir  yaylara dönür
Ağlaram göz yaşım çaylara dönür
Bäzänir illärä, aylara dönür
Canlar alan bir maralı sevmişäm
***
Sözün hiç ayrılmaz mänim sözümdän
Odlara yanmışam özüm özümdän
O gädär yaş tökdüm iki gözümdän
Derya täk açıban, çaya dönmüşäm
***
Bayram oldu hiç bilmiräm neyläyim
Bizim evdä dolu çuval da yoxdur
Duyu ilä yağ da çoxdan tükenmiş
Ät heç älä düşmäz, motal da yoxdur
18. yy’da edebî dil tedricen vahit ve genel bir şekil aldı ve qoşma edebî üsluba dâhil oldu. Gramer ve fonetik unsurlarda birlik vs sabitlik yaratıldı. Eski sözler yerini yeni sözlere verdi ve edebî dilimiz bu günkü özelliklerine malik oldu. 19. yy’da (1928) Azerbaycan’ın  kuzey kısmı Rusların İran’a galebesiyle bizden ayrılmış, lakin bu süreç kuzeyde devam etmiştir ve bu asrın sonunda dilin morfolojisi vahit  şeklini aldı. Ama sentaks ve onun çeşitli üslupları daha sonra (1875-1920) oluşmuştur. Yeni dönemde basının doğuşu Ekinci gazetesi ve Fiyuzat  ve Molla Nesreddin vs.) nesrimizin sabitleşmesine yardım etmişdir. Ana dilinde ders kitapları ve gramer kitapları yazılmış ve imla ve telaffuz vahit  şekil almıştır ve halkın dili esasında  orta- genel  üslup  eski  ilmi  üslubun  yerini  tutmuş  ve  Müsavat hükümeti kurulduktan sonra (1918) edebi dil devletin resmi dili olmuştur.
1920 de Sovyet  rejimi  iş başına geldikten sonra dahi aynı dil resmi  olmuş  ve  inkişafına devam etmiştir. Sovyet dönemi tarihimizin üçüncü devrini teşkil etmiştir.   Kuzey Azerbaycan’da Sovyet  döneminde dahi dil ve  edebiyatımız inkişafına devem etmiş ve binlerle kitap ve yazılı eser çeşitli alanlarda Azerbaycan yazarları ve şairleri tarafından telif veya tercüme edilmiş ve uzun ömürlü basın organları dilimizin gelişimine katkıda bulunmuştur. Sovyet  rejimi  1991’de dağılıp Azerbaycan bağımsızlığına kavuştuktan sonra dahi aynı süreç daha güçlü bir  şekilde devam etmiş, bu dönemde Türkiye’nin etkisiyle Azerbaycan Türkçesine yeni Türkçe sözler girmiş ve içerik bakımından daha da millileşmiştir.
Güney Azerbaycan’da 19. yy’da daha çok mersiye edebiyatı inkişaf etmiştir. 20. yy’da Pehlevilerin iş başına gelmesiyle edebi dilimiz yani yazı dilimiz yasak olmuş,ancak şairlerimiz her türlü sıkıntı ve yasağa karşı ana dilinde de şiir yazmaya devam etmişler; özellikle mersiye edebiyatı  bu dönemde de devam etmiş  ve dilimizi korumakta önemli rol oynamıştır. Bu durum bir yıl istisna (1945-6 ve Demokrat Fırkası Hâkimiyeti) edilirse İslam İnkılabının galebesine kadar devam etmiştir. 1979’da İslâm İnkılâbıyla Pehlevi rejimi devrildikten sonra dilimize kısmen  özgürlük verilmiş ve dolayısıyla da dilimizin tarihinde yeni bir inkişaf dönemi başlamıştır. Geçen 24 yılda Varlık dergisi ile beraber birçok gazete ve dergi ana dilimizde veya iki dilde yayınlanmıştır. bunların çoğunun ömrü kısa olsa da bugün 50’den fazla basın  organlarımız vardır. Bu sürede ana dilimizde ve onun tarihi, edebiyatı, folkloru ve grameri ile ilgili birçok kitap, bir çok şiir toplusu ve divanlar yayınlanmış ve bazı hikaye ve roman kitapları neşredilmiştir. Biz Arap  kökenli alfabe  ile yazdığımız için eski alfabemizde bazı değişiklikler yapıp onu fonetikleştirmeye çalıştık. Bunun için rahmetli üstat Dr. Nutki’nin birkaç  emektaşımızla birlikte önerdiği ve Varlık’ta 22 yıldan beri kullandığımız yarı fonetik alfabeyi Ortografi seminerleriyle tekmilleştirmeye çalıştık ve bu imla  basınımız ve yazarlarımızın çoğu tarafından kabul edilmiştir. Bugün bizim yazı dilimiz yabancı (Rus sözleri Kuzeyde ve Arap- Fars sözleri Güneyde) sözler istisna edilirse Kuzey Azerbaycan’da kullanılan yazı dili ile yaklaşık aynıdır. Çünkü Azerbaycan’ın ta eskiden beri tek bir yazı dili olmuştur ve günümüzdeki farklar da başka dillerden alınan yabancı sözlerden  ve Güneyde Pehlevilerin getirdiği yasaklardan kaynaklanmaktadır.
Kaynaklar
BEGDİLİ G. (1982) Hinduşah Nahçıvani. Sıhahu’l-Acem. Neşr-e Daneşgahi Yay.: Tahran
HACIYEV T. (1976) Azerbaycan Edebi Dili  Tarixi. Azerbaycan Devlet Neşriyatı : Baku
HEYET C. (1994) Dede Korkut Destanları Ne Vaxt ve Harada Yarandı. Varlık Dergisi, 4, 3-8.
HUDİYEV N. (1990) Azerbaycan Edebi Dilinin Tarixi. Baku.
HUDİYEV N. (1991) Azerbaycan Edebi Dilinin Teşekkülü. Baku
İSMAİLOV M. (1992) Azerbaycan Tarixi. Baku.
KAFESOĞLU İ. (1984) Türk Milli Kültürü. Boğaziçi Yay.: İstanbul.
MEHMEDOV A. (1989)    Azerbaycan Dilinin Erken Tarixine Dair Materyallar; Azerbaycan Filologiyası Meseleleri. Baku
TUNA O.N. (1990) Sümer-Türk Dillerinin Tarihi İlgisi İle Türk Dilinin Yaşı Meselesi. Türk Dil Kurumu Yayınları: Ankara. SÜLEYMAN O. (1992)  Aziya. (N. SAFEROĞLU, Ç ev.), Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı: İstanbul.
TOGAN Z. V. (1944) Azerbaycan.    İslâm Ansiklopedisi, Cilt 2, ss. 91-118, Maarif Matbaası:İstanbul.
Cevad HEYET
Prof.Dr., Tahran Azat İslâm Üniversitesi Cerrahî Bölümü Başkanı; Varlık Dergisinin sahibi  ve başyazarı. Adres: North Felesten Ave, No: 151, Tehran . İran.  E-posta: varliqhaber@yahoo.com
Yazı bilgisi :
Alındığı tarih: 13 Kasım 2003
Düzeltme için gönderildiği tarih: 30 Aralık 2003
Düzeltmeden sonra kabul edildiği tarih: 2 Şubat 2003
E-yayın tarihi: 7 Kasım 2004
Çıktı sayfa sayısı: 13
Kaynak sayısı: 11
Modern Türklük  Araştırmaları Dergisi 
Cilt 1, Sayı 1 (Kasım 2004)
Mak. #2, ss. 7-19 
Telif Hakkı©Ankara Üniversitesi
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi 
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü